medya sensin, paylaş!

Türkiye’den bir Podemos çıkar mı?


Türkiye siyasetinin son 10 yılının belki de en hararetli şu günlerinde geçen hafta İspanya’nın önde gelen gazetelerinden El Pais’in Türkiye’den sorumlu kıdemli muhabiri J.C Sanz ile buluştuk. On yıldır Türkiye’ye gidip gelen, bu ülkeyi avucunun içi gibi bilmesi gereken deneyimli gazeteci, ülke siyasetindeki gelişmelere dair şaşkınlığını artık gizleyemiyordu. Aksi gibi buluşacağımız saatte Fethullah Gülen’e yakalama kararı çıkınca gazetesine haber geçmesi gerektiğinden biraz ertelemeli olsa da buluştuk.

O akşam pek çok şeyden söz açıldı ama sanırım bende en çok etki bırakanı masada oturan herkese sorduğu, ‘’İspanya’daki yeni sol hareket PODEMOS (Yapabiliriz) hakkında ne düşünüyorsunuz?’’ sorusuydu. Açıkçası çalışmadığı yerden gelen sınav sorusu karşısında bocalayan öğrenci gibi hissettim kendimi. Öyle ya, memleketimizde öyle olağandışı günlerden geçiyor, öyle tuhaf olaylarla karşılaşıyorduk ki dünyanın geri kalanında olup bitenler artık neredeyse hiç ilgimizi çekmez olmuştu. Tuhaf bir içe kapanma hali…

İspanyol gazeteci arkadaşım bozuntuya vermedi. Öyle ya saati saatine uymayan bir ülkede olduğumuzun o da farkındaydı. Başladı heyecanla PODEMOS’u anlatmaya. İspanya’da henüz çok taze kurulmuş bir sol parti olan PODEMOS ilk kez girdiği AB Parlamentosu seçimlerinde 5 sandalye kazanmıştı. Bu sol adına İspanya’da zafer anlamına geliyordu. Üstelik 2014’te kurulmasına rağmen, üye sayısı bakımından ülkenin ikinci büyük partisi haline gelmişti.Partinin kurucusu Pablo Iglesias bir üniversitede genç bir akademisyen ve TV yorumcusuydu. Avrupa’daki ekonomik krizi en ağır şartlarda yaşayan İspanya’da insanlar kendilerine yeni bir umut ve heyecan veren bu partiyi hızla benimsiyorlardı. Gazeteci arkadaşımız da, krizin faturasını bizzat yaşayanlardandı. Yılların köklü gazetesi 200 çalışanını işten çıkarmış; kalanların maaşlarının üçte birini ise ödeyemez durumdaydı. Dolayısıyla PODEMOS partisinin böyle kırılgan bir ruh halindeki İspanyollar için taze bir umut olması anlaşılabilir hale geliyordu. PODEMOS, parti politikasını şu ilkelerle oluşturmuştu: Yoksulluğun azaltılması, herkesin toplumdaki saygınlığını sağlayacak bir gelire kavuşması, özgürlük, eşitlik ve dayanışma doğrultusunda insanlar arasındaki bağların kuvvetlendirilmesi, fosil yakıt tüketiminin azaltılması, toplu taşımın desteklenmesi ve yenilenebilir enerji inisiyatifleri yoluyla kaybedilen doğanın geri kazanılması… Partinin en önemli ‘’kutsal’’ı insandı. Bireye, siyasete dair söz söyleme ve karar verme hakkını geri vererek aslında yozlaşmış siyasilerin karşısındaki gerçek değerini ve gücünü hatırlatıyordu.

Gazeteci arkadaşımız İspanya’daki yeni sol hareketi heyecanla anlatırken Türkiye’de ‘’sol’’un son günlerde nelerle iştigal ettiğini düşündüm birden. Hayır, 1949’dan bu yana yani tam65 yıldır tek başına iktidar olamayan CHP’nin basiretsizliği değildi ilk düşündüğüm. İspanya’daki akranları taptaze söylemlerle AB Parlamentosu’nda beş sandalye hakkını elde ederken ve ülke içinde hızla destekçi ve itibar kazanırken ülkemizin ateşli ‘’solcu’’larının sistemle kavgalarının yegâne nesnesi Nobelli yazar Orhan Pamuk olabiliyordu mesela. Nâzım Hikmet adına ilk kez bir devlet üniversitesinde bir kültür ve araştırma merkezi açılmış olmasının önemini idrakten uzak bu öfkeli gençler, şairin adını kendilerinden başka kimsenin kullanamayacağına inandıklarından olsa gerek Orhan Pamuk’un açılışa canlı bir konuşma yerine görüntülü olarak katılmasını kendileri adına zafer olarak kabul ediyorlardı. Türkiye’nin insanlarına yeni ve taze bir şeyler söyleyemeyen sol için varsa yoksa her şey,tıpkı mevcut iktidar partisinin her fırsatta dile getirdiği ‘’Kutlu dava’’ söylemiyle nasıl da benzeşiyordu… İçimden sessizce yürüdü geçti bu düşünceler. Gazeteci arkadaşımızla ayrılırken ‘’PODEMOS’un yolu açık olsun’’ dedim. Düşüncelerimi okumuş gibi gülerek şöyle cevap verdi; ‘’Merak etme bakarsın Türkiye de hepimizi şaşırtır ve bir PODEMOS çıkartır bu hengameden’’ ve ekledi, ‘’Yani, inşallah!’’

bu konuda daha fazla