medya sensin, paylaş!

Sol Ataerkinin Eril İnfazları: "Fuhuşa geçit yok eylemleri"

Sümer metinlerinde tanrıça İnanna’dan “Göğün Fahişesi” olarak bahsedilir. Tarihçi Herodot’un anlatımına göre Babil’de doğmuş olan her kadın Asur dilinde Mylitta olarak adlandırılan Aphrodite tapınağına giderek bir yabancıyla cinsel ilişkide bulunmak zorundadır. Başlarında ipten çelenkler bulunan kadınlar tapınağın kutsal alanına oturarak kendilerini seçecek olan erkeği beklerler. Erkek, seçtiği kadının üzerine “tanrıça Mylitta seni onurlandırdı” diyerek bir gümüş para atar ve kadının bunu reddetme hakkı yoktur. Güzel olanlar bu görevi çok çabuk bitirirken çirkin kadınlar uzunca bir süre burada beklemek zorunda kalabilmektedir. Babil’deki tapınak fahişelerinin hiyerarşisi hakkındaki kayıtlarda, Entu ve Kaditu en yüksek rahibelerdi. Onların ardından Kadiştu’lar ve kendilerini İştar’a adayan İştaritu’lar geliyordu. Bunların dışında yarı dünyevî fâhişeler olarak adlandırılan ve olasılıkla hem sokakta hem tapınakta çalışan ve Sümerlerdeki Kar-Kid’e karşılık gelen Harimtu’lar bulunmaktaydı. Tüm fâhişeler kendilerine verilen değerli mallarla tapınak sunularına katkıda bulunuyorlardı. (1)

Yunan toplumunda ise Auletrides denilen bir fâhişe zümresi bulunmaktaydı. Bunlar diğerlerine göre daha nitelikli fâhişelerdi. Çeşitli müzik âletleri çalabiliyor, dans edebiliyor, ayrıca eğitimli oldukları gibi istedikleri yerde yaşama ve beğenmedikleri erkekleri reddetme hakkına da sâhip oluyorlardı. Bir diğer zümre de “erkeklere eşlik edenler” anlamındaki Hetaira olarak isimlendirilen kadınlardan oluşuyordu. Büyük prestijleri olan Hetaira’lar, Üst sınıf kadınların bile gıpta ile baktığı ve erkeklerden sonra en yüksek statüye sâhip eğitimli kadınlardı. Ünlü Themistokles de bir Hetaira’dan doğmuştu. Perikles’in ikinci karısı Aspasia da bir Hetaira’ydı. (2)

Avrupa tarihinde ise Fahişeler 14.yy.'la kadar geçimlerini sağlamak için halka açık şölenlerde şarkı söyleyip dans ederek geçimini sağlıyorlardı. Ordularla savaşlara katılıp, sadece fahişelik yapmaktan öte siper kazan, hasta ve yaralılara hemşirelik yapan, kilisenin geçit törenlerine kendi örgütleri ve pankartlarıyla katılan, hatta koruyucu bir azizeleri (Azize Magdalena) olan bu yoksul emekçiler yani fahişeler ortaçağda toplumun anormal olmayan bir parçasıydı ve hor görülmüyordu. Ancak 14. yy'ın sonlarında kilise kentli "iyi kadınları" ve fahişeleri birbirinden ayrıştırma yoluna gitti, herkesin onları "iyi kadınlardan" ayırabilmesi için, ayaklarına sarı şerit takması gerekiyordu. (3)

Kısaca araştırmaya çalıştığım fahişeliğin tarihi dikkat edilirse uygarlık tarihiyle paralel seyreden köklü bir tarih. İşin can alıcı noktası ise insanlık tarihinin büyük bir bölümünde fahişelerin toplumun önemli ve bırakın hor görülmeyi saygı duyulan bir parçası olması. Ancak kapitalist sistem sadece ekonomik bir baskı ve sömürü sistemi değildir aynı zamanda bir ahlaki ve etik normlar bütünlüğüne sahip olan kültürel bir sistemdir. Tarihsel olarak kapitalizm sermaye ve pazarlama çıkarları doğrultusunda kadınlara pek çok farklı roller biçmiştir. Kendi ahlak anlayışını da sistemli bir şekilde geliştirmiş ve Gramsci’nin deyimiyle toplum bu ahlak anlayışına rıza göstermiş ve benimsemiştir. Doğası itibari ile ataerkil olan kapitalizmin, emek sömürüsü bağlamında üstüne yoğunlaştığı en önemli şeylerden biri kadınlar olmuştur ve kadın emeğinin sömürüsünü meşrulaştırmak için de eril bir ahlak anlayışı geliştirmiştir. Sermayenin çıkarları doğrultusunda ve dinlerden de beslenerek yarattığı iyi-kötü, namuslu-namussuz ikiliklerinin doğrultusunda, fahişeler ötekileştirilmeye ve fahişelik ayıp ve kötü bir olgu olarak algılanmaya başlanmıştır.

İşte Avrupa’da 15. yy.'ın başlarında yapılan bu ötekileştirme ve deşifrasyonu, 21.yy.'da T.C.'de sosyalist dünya hedefi olan bir örgüt, Avrupa ortaçağından daha barbarca yapıyor. Devrimci bir örgütün, hele hele kendine Marksist/Leninist diyen ve tabiatı ile tarihsel materyalizmi bir tarihsel yöntem olarak benimseyen bir örgütün fuhuşa ve fahişeliğe dair izlediği politika, savunduklarını iddia ettikleri düşüncelerin tam aksine işliyor zira fahişeliğin uygarlık tarihiyle paralel köklü tarihini görmezden geliyor, tarihsel sistem içerisinde hangi sebeplerle marjinalleştirildiğini ve kötüleştirildiğini görmeyi es geçiyor ve üstüne sağ-muhafazakar bir ahlak anlayışının algısını ve dilini kullanarak eylemler gerçekleştiriyor. En son Sarıgazi’de gerçekleştirdikleri gibi eylemler Marksizm’in aksine, kapitalist ataerkinin yarattığı ahlak normlarını içeriyor ve bu normları pekiştiriyor. En basit haliyle Devrimciliğin olmazsa olmazı ilerici bir karaktere sahip olmasıdır. Zira bırakın ilerici bir toplumsal hamle yapmayı, yerinde saymak bile devrimciliğin kendisiyle çelişir. Ancak bu örgüt “Fuhuşa ve Yozlaşmaya” son adı altındaki eylemleriyle gericiliğin ta kendisini pratiğine döküyor. Temennim odur ki bundan sonra hiçbir seks işçisi bu örgütün eril infazına uğramaz ve bu örgüt izlediği politikanın yanlışlığının farkına varıp, en yakın yerden geri döner.

GÜNIŞIĞI SUH

Twitter: @TevlihevProjekt

KAYNAKÇA:

(1)(2)-Doç.Dr. Arzu Öztürk / “Antik Çağda Fahişelik ve Mekan” adlı seminer sunumu / 2011

(3)-Maria Mies / Ataerki ve Birikim /

(3)-Becker B. / Aus der Zeit der Verzweiflung: Zur Genese und Aktualität des Hexenbildes / 1977