medya sensin, paylaş!

​Sinem Muhammed New York’ta: Rojava panelinden izlenimler

Rojava kantonlarının Avrupa temsilcisi Sinem Muhammed bir süredir ABD’de, başta Washington DC olmak üzere çeşitli şehirlerde temaslarda bulunuyor. Muhammed, 6 Mart tarihinde ABD Dışişlerinde bakan yardımcısı olan Tom Malinowski ile görüşmüştü.

Bu çok mu önemli bir gelişme diyecek olursanız… Evet. Rojava’daki özerk yönetimi temsil eden Muhammed’in bırakalım üst düzey devlet yetkileriyle görüşmeyi, ABD’ye vize alıp gelebilmesi bile ABD’nin Kürt politikasının son bir senede nasıl bir hızla değiştiğinin önemli bir göstergesi. Hatırlatmak gerekirse: 2014 yılına kadar ABD’nin Türkiye ve Suriye Kürtleri ile olan ilişkileri tamamen Türk hükümeti ve Barzani’ye havale edilmiş durumdaydı. Bu durum, Türk hükümeti ile gittikçe artan uyuşmazlıklar ve Suriye’deki Sünni eksenli politikanın çıkmaza girmesiyle birlikte değişti. Suriye Kürtleri ile başlayan dirsek teması, IŞİD saldırıları ve özellikle de Kobani süreci ile birlikte askeri işbirliğine dönüşerek müthiş bir ivme kazandı. Şu anda ABD ve koalisyon güçlerinin ortak harekat masasında daimi bir YPG temsilcisi bulunuyor. Amberin Zaman’ın Taraf gazetesinde yazdığına göre Süleymaniye kentindeki Amerikan Üniversitesi’nin üç yıldır düzenlediği Ortadoğu konferansına bu sene PYD Eşbaşkanı Salih Müslim de konuşmacı olarak çağırılmış ve ABD’nin Bağdat Büyükelçisi ve Irak’ın Sünni Başbakan Yardımcısıyla birlikte katılmış. ABD’nin şu an için Rojava ve yakın gelecekte de Türkiye’deki Kürt siyasi hareketinin temsilcileriyle ilişkileri Erdoğan/Davutoğlu hükümetinin tüm karşı çabalarına rağmen hızlanarak gelişmeye devam edecek gibi gözüküyor.

İşte ABD’ye bu değişen rüzgarların olumlu etkisini artırmak üzere gelen Sinem Muhammed, bu Çarşamba New York’da Rojava üzerine bir panele konuşmacı olarak katıldı. Manhattan’daki New School üniversitesinin küçük bir salonunda gerçekleşen toplantıya yoğun bir katılım vardı. Panelden önce HDP temsilcisi sevgili Mehmet Yüksel ve Sinem Muhammed’le kısaca sohbet etme fırsatımız da oldu. Sinem hanım büyük bir diplomatik yükün altına girmiş, Avrupa ve ABD arasında adeta mekik dokuyor. Nerede ikamet ettiğini sorduğum zaman artık kendisinin de tam olarak emin olamadığını söyledi.

3 kanton, 5 halk, 3 resmi dil

Moderatör Debbie Bookchin’in Rojava’da kurulmakta olan siyasal-ekonomik sistemi anlatan açılış konuşmasıyla başlayan panel,Sinem Muhammed’in sade ve akıcı bir İngilizce’yle anlattığı Rojava’nın kuruluş hikayesiyle devam etti. Esad rejimiyle öteden beri problemli olan Kürtler iç savaş başladığında muhalefetle ortak nokta arayışına girmişler. Ancak Sünni Arapların başını çektiği muhalefet ‘taleplerinizi şimdilik bir kenara bırakın, önce Esad’ı devirelim sonra sizin haklarınızı düşünürüz’ demiş. Bunun üzerine hem muhalefet hem de Esad’ın ırkçı-mezhepçi çizgisinden koparak 3. Yol dedikleri Demokratik Suriye perspektifini geliştirmişler. Bu perspektif şu anda İsviçre’yi örnek alarak kurulan 3 Kantonlu sistemde hayat bulmuş durumda. Muhammed’in sosyal kontrat olarak nitelendirdiği Rojava anayasasında her türlü etnisitenin yönetimdeki temsiliyeti garanti altına alınıyor, “ulus” Kürt, Arap, Asuri gibi kavim temelli olarak değil vatandaşlık esasına göre tanımlanıyor. Tüm yönetim kademelerinde kadınların minimum %40 temsiliyeti güvence altına alınmış durumda. Kantonlarda Kürtçe, Arapça ve Süryanice olmak üzere 3 resmi dil var.

Muhammed’in konuşmasında ilginç bulduğum ayrıntılardan biri Suriye’de 4 yıldır süren iç savaşa rağmen devlet memurlarının hala Suriye hükümetinden maaş aldıkları gerçeğiydi. Bunlar arasında Türk hükümetinin liderliğinde İstanbul’da Esad’ı devirmek üzere biraraya gelen muhalefet üyeleri ve Rojava’da yaşayan memurlar bile var. İstanbul’da oturup Esad’a saydıran Suriyeli Arapların ay başında Esad maaşlarını yatırmış mı diye heyecanla banka hesaplarına bakmaları fikrini eğlenceli buldum. Paramparça haldeki ‘ülke’de dolaşımda olan para da halen Esad yönetimi tarafından basılan Suriye pound’u.

Ölüm kokan şehir ve çaydanlıklara saklanmış patlayıcılar

Rojava’nın Türk hükümetiyle ilişkileri hem Muhammed’in konuşması hem de panelin soru/cevap bölümünde sıkça üzerinde durulan bir konuydu. Sinem Muhammed mevcut gerilimli ilişkilerin ne Türkiye ne de Rojava’ya faydası olmadığını vurguladı. Ancak iddiasına göre, IŞİD’in kontrolündeki sınır boylarındaki Türk gümrükleri açık, sınırdan geliş gidişler serbestken Rojava sınırındaki kapılar tamamen kapalı durumda. Bu durum, mevcut Türk hükümetinin Rojava’daki özerk yapıyı IŞİD’den daha tehlikeli bulduğunu düşündürüyor.

Sinem Muhammed Kobani üzerine de konuştu. Kobani’nin yerle bir olduğunu, şehri terketmek zorunda kalan IŞİD teröristlerinin çay demliklerinin ve oyuncak arabaların içine kadar her yere mayın ve bomba bıraktığını, bütün şehrin havaların da ısınmasıyla ölüm ve ceset koktuğunu, salgın hastalık tehlikesinin gittikçe arttığını anlattı. Türk hükümetinin uyguladığı ambargo da bunun üzerine eklenince en basit ihtiyaçların karşılanması bile büyük bir güçlükle gerçekleşiyor.

Bir başka ilgi çekici konu ise Irak Kürdistan Bölgesel Hükümeti ile olan ilişkiler meselesi idi. Barzani yönetimi çeşitli siyasi anlaşmazlıklardan kaynaklı olarak kendi bölgesi ile Rojava arasına ‘İslamcı terör saldırılarına karşı’ derin siperler kazmış. Daha sonra IŞİD’in Şengal saldırısı sırasında YPG’nin açtığı koridoru kullanarak canını Rojava’ya zor atanlar arasında peşmerge güçleri de varmış. Tekrar Kürdistan Bölgesine dönmek istedikleri zaman kendi kazdıkları siperler, ağır silah ve askeri araçlarının ilerlemesine engel hale gelmiş. Bu sefer apar topar hendekleri doldurmak zorunda kalmışlar. Sinem Muhammed bu olayı gülümseyerek anlattı ancak Kürtlerin kendi aralarındaki işbirliği eksikliğinin nelere malolabildiğini hatırlatması açısından acı dolu bir tebessümdü bu.

Sinem Muhammed’in Rojava’nın ‘dış dünyayla’ ve özellikle de ABD ile olan ilişkilerine yönelik sorulara karşı pozisyonu akılcı ve tutarlıydı. Kendi kurdukları sisteme güvendiklerini ve ABD ve diğer tüm ülkelerle ilişkilerini karşılıklı saygı ve eşitlik temelinde kurmak istediklerini ifade etti. ABD’nin sisteminde olumlu yanları almaktan çekince duymayacaklarını, aynı şekilde ABD’nin de Rojava’da başarıyla hayata geçmiş uygulamaları değerlendirebileceğini söyledi.

Öcalan’a ilham veren Amerikalı

Panelin moderatörü Debbie Bookchin de kısaca bahsetmek istiyorum çünkü ilginç bir isim. 2006 yılında vefat eden Amerikalı solcu aktivist ve teorisyen Murray Bookchin, Debbie Bookchin’in babası ve aynı zamanda Abdullah Öcalan’ın Rojava’da hayat bulan Demokratik Konfederalizm modelinin de ilham kaynağı. Hapishanede olduğu dönemde Bookchin’in çevreci, özyönetimci fikirleri ile tanışan Öcalan, 2004 yılında avukatları aracılığıyla Bookchin ile email üzerinden yazışmaya çalışmış ancak hasta yatağındaki Murray Bookchin sağlık durumundan ötürü bu iletişimi sürdürememiş. Rojava’da kurulan ve kendi fikirlerinin ilham verdiği sistemden habersiz hayata gözlerini yuman Murray Bookchin’in mirasını kızı devralmış.

Debbie Rojava’da gelişmelerden ötürü olağanüstü motive idi çünkü babasının bir ömür boyu okuyarak ve mücadele vererek geliştirdiği fikirler şimdi dünyanın başka bir köşesinde, en beklenmedik bir yer ve zamanda hayat bulmakta. Heyecan ve coşkusu her halinden belli olan Bookchin, yaptığı uzun açılış ve kapanış konuşmalarında babasının mirasının taşıyıcısı olarak gördüğü Rojava’yı övdü ve Öcalan’ın yazılarından sıkça alıntılar yaptı.

Bronx’tan bir YPGli

Son olarak panelin sessiz ve beklenmedik bir konuğundan bahsetmek istiyorum. Doğma büyüme New York/Bronx’lu YPG savaşçısı Robert Rose da konuklar arasındaydı. Rose politik bir insan değil. Ekim ayında IŞİD’in Kobane ve diğer yerlerdeki saldırıları ve vahşetine daha fazla dayanamayıp, Facebook

üzerinden YPG ile temas kurmuş ve bir süre sonra Rojava’ya gitmiş. Ailesinin ilk başta “ne işin var evladım orada” dediğini ancak daha sonra Robert’ın kararlılığını görüp destek verdiklerini anlattı bana. Kısa bir askeri eğitimden sonra Şengal ve Cezaa’da YPG güçleri ile birlikte IŞİD’e karşı çarpışmış. Rose’a geri cepheye ulaştığında AK 47 kullanmayı öğreten kişi ise Til Hemis harekatında yaşamını yitiren Avustralyalı Ashley Johnston. Gururla giydiği kefiyesi boynunda Sinem Muhamed’le fotoğraf çektiren ve sonra onu evinde ‘çay içmeye’ davet eden Rose tekrar Rojava’ya döneceği günü iple çektiğini söyledi bana…