medya sensin, paylaş!

Seçim Piyangosu

Ergülen Toprak

Her ne kadar bu yazıyı New York’tan yazıyor olsam da, milletvekili listelerinin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) verilmesinin son günü olduğu için, bugün Ankara’da nefeslerin tutulduğunu tahmin etmek hiç de zor değil.

Türkiye’yi önümüzdeki dört yılda yönetecek milletvekillerinin adaylıkları bugün resmileşecek.

Şu anda 550 üyeli parlamentoda bulunan dört partinin göstereceği adayların toplamı 2 bin 200’ü geçmeyeceği için, aday gösterilmeyen binlerce kişi büyük bir hayal kırıklığı yaşayacak.

Keşke imkân olsa da bütün adayları milletvekili seçebilsek ve böylece kimsenin gönlü kalmasa… Ama nasılsa seçim çok… Bir sonraki dönem de onlara sıra gelir. Hem yerel seçimler ne güne duruyor?

Türkiye’de en büyük sorun ne diye sorarsanız, koltuk sevdası derim. Nam-ı diğer koltuk kavgası!... Kürt Sorunu vb. sorunların çözümü önünde engel olan bir hırstan bahsediyorum sonuçta. Sadece Türkiye’de mi var? Elbette hayır! Dünyanın az gelişmiş veya gelişme evresini henüz tamamlamamış birçok ülkesinde de benzer sorunlar var.

Türkiye’deki temel sorun, siyaset yapma alışkanlıklarının ülkenin gelişimi önünde engel teşkil etmesi. Yok, yok hiç telaşlanmayın, ne askeri vesayet önermek niyetim, ne de siyasetçi ithal etmek. Siyasetten beklentilerin birazcık değiştiğini görsem yeter de artar bile…

Niyetim, bu kısa yazıda Türkiye’nin az gelişmişliğinin siyaset kurumu ve demokrasi kültürüne olumsuz etkilerine dair derin analizler yapmak hiç değil. Sadece bundan birkaç yıl önce TBMM’de parlamento muhabirliği yaptığım günler aklıma geldi, o kadar…

Türkiye’de siyasetle az buçuk ilgilenen, mesai harcayan, onu bırakın sosyal medyada 140 karakterle “harikalar” yaratan, nabza göre siyasi yorumlar yapmak isterken daha dün ne dediğini unutanların bile rüyalarını süsleyen bir hedef milletvekili olmak.

Siyaset bir rant aracı olduğu sürece bu “hedef”in değişmesine imkan yok. Kimseyi suçlamak, töhmet altında bırakmak veya yaptıkları işleri küçümsemek değil amacım. Elbette az sayıda da olsa her türlü övgüyü hak eden milletvekilleri var. Büyük ideallerle milletvekilli seçilip parlamentoya giren az sayıda siyasetçinin, yaşadıkları hayal kırıklığının ardından kendi rızalarıyla bir daha aday olmadığına da tanık olmuyor değiliz.

Çoğu siyasetçi aday olurken milletvekilliği hakkında asgari bilgiye bile sahip değil. Bırakın TBMM’yi, Ankara’yı bile bilmeyen çok siyasetçi var. Böyle bir önkoşul olması gerektiğini savunduğum filan yok ama bunun neden olduğu olumsuzlukları da gözardı edemeyiz. Bunun, Türkiye’nin, Ankara’dan yönetilmesinin, merkezi devletin hala bu kadar güçlü olmasının bir sonucu olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Merak ediyorum, acaba adayların kaçı milletvekillerinin görev ve yetkilerini ve seçildikten sonra geçecekleri süreçleri biliyor. Sıralayalım madem; önce zorunlu yemin edecekler ki zorunlu olduğu için doğal olarak bazıları okudukları yemini bir daha hatırlamak bile istemeyecek. Ardından yeni hükümet için güven oylaması olacak. Tamamen şekilden ibaret bir oylama bu…

En önemlisi de millete vekâlet edecekler. Yani milleti temsil edecekler, ama liderleri karşısında kendilerini temsil etme yeteneğinden yoksun olanlar için fazlasıyla ağır bir görev değil mi bu?

Millet adına hükümeti denetleyecekler. Hükümete güvenoyu verenlerin zaten böyle bir derdi olmayacak, muhalefetin ne dediği ise zaten hükümet tarafından hiçbir zaman dikkate alınmayacak. Meclisteki komisyonlar, yasama ve soruşturma faaliyetleri de nihayetinde parti yönetimleri ne derse, milletvekilleri de o yönde oy kullanacak. Yani neredeyse formaliteden ibaret bir süreç!

Milletvekilleri parlamentonun ve siyaset kurumunun çalışma sistemini öğrenene kadar zaten bir dönem geçmiş olacak. Çoğu milletvekili zaten ikinci dönem seçilemiyor, seçilenler de siyasetteki yerini sağlamlaştırma derdine düşüyor. Siyasete girmeden önce büyük değişim vaatlerinde bulunan milletvekillerinin bir, iki dönem sonra kendilerinin değişerek sisteme ayak uydurması, talihin bir cilvesi olmalı.

Her zaman daha fazlasını iste, hedeflerine varınca daha fazla iste, artık ulaşacak hedef kalmayınca, ulaşılması imkânsız hedefler belirle ki, motivasyonun bir gram bile azalmasın. Türkiye tipi siyaset hırsı tam da böyle bir şey olsa gerek…

Bunun önüne geçmek için “fark” yaratmak isteyen partilerin şeklen benimsediği bazı ilkeler var. Seçmene “biz diğerleri gibi değiliz” mesajı vermek isteyen AKP milletvekillerine üç dönem sınırlaması, HDP iki dönem sınırlaması, CHP ise önseçim kuralı uyguluyor.

Bu sınırlamalar nedeniyle uzun bir aradan sonra parlamentonun büyük bir çoğunluğu yeni milletvekillerinden oluşacak. Bir nevi, bugün seçim piyangosu çıkacak yüzlerce siyasetçiye.

Büyük bir kısmı büyük vaatlerle gelip dört yıl boyunca sadece liderlerinin dediğini yapacak, partilerinin istediği yönde el kaldıracak. Yoksa dört yıl sonra seçilme şansı bulmaları imkânsız. Yemin töreni dışında kürsü yüzü görmeyen, bir kere bile haberlerde ismi geçmeyen milletvekillerinin olduğunu söylemeye bile gerek yok.

Sonuç itibariyle, Türkiye’de siyaseti liderlerin tekeline sokan Siyasi Partiler Kanunu ve seçmen iradesine set çeken Seçim Kanunu olduğu sürece, kim seçilmiş, seçim piyangosu kime çıkmış çok bir şey ifade etmiyor.

Bütün partilerin programında bu iki kanunu demokratikleştirmek var, ama her alanda kavga eden iktidar ve muhalefet, sıra bu iki kanuna geldiğinde istikrar adına gayet uyum içinde hareket ediyor. Bu dönem sözlerini tutacaklar mı hep birlikte göreceğiz.

Not: Bu yazı ilk olarak 7 Nisan tarihinde Rudaw'da yayınlanmıştır

http://rudaw.net/turkish/opinion/07042015