medya sensin, paylaş!

ŞAİR SALİH AYDEMİR: “ŞİİR SOKAKTA DEĞİL, ŞAİR SOKAKTA OLMALI.”

ŞAİR SALİH AYDEMİR İLE RÖPORTAJ

ŞAİR SALİH AYDEMİR: “ ŞİİR SOKAKTA DEĞİL, ŞAİR SOKAKTA OLMALI.

İnandığı insani değerler uğruna soluk soluğa çabalayan (üreten) nadir dimağlardan Şair Salih Aydemir . Şiiri ziyadesiyle önemseyen sağlam bir yürek işçisi.. Aklın imbiğinden damıtılmış kitaplarını okurken, okuryazarın şiirle hemhâl olması icap eder. Bu sözlerde gıdım iltifat olmadığını, Şair Salih Aydemir’i okurken hemen anlıyorsunuz. Hayatı ilmek ilmek dokuduğu şiirlerinin, sahici ontolojik kaygılar barındırdığı da kendiliğinden renk veriyor.. Şair, şiir tarifini yaparken, “ hep yarımdır insan gibi… ” diyor zaten. Ez cümle; Şair Salih Aydemir’i ve dertlendiği şiiri(ni), bu röportajımızı okuduktan sonra, sizlerin de artık dert edeceğinizi düşünüyorum. İyi okumalar.

Hazırlayan: Metin Aydın ( biblohayat@hotmail.com )

siyah su

suya göğü anlatmaktan geçtim
gök de suyla ilgilenmiyor artık

hangi toprağın tozundan kaldı gölgeler
tutup savurduğumuz anlar
tutup da soramadığımız sessizlikler

doğmakla kalsaydım eğer
gidip geldiğim yer unuturdu bedenimi

sulardan uzaklaştıkça
ten teni ağırlamaz oldu
dil altlarında saklıyoruz günleri
kulak sağır gözler kırık

düğmesi kopmuş yüzümüzün
seslerini dikiyorum vurulmalara
alnımızdan değil
hep içimizden açılıyor gedikler

günlerin rüzgarı
ölmelerin rüzgarını kesip biçti
soldu gözlerimizin çıplaklığı
uykularımızda yaşlanıyor
sevişmelerde kül oluyoruz

uzun ve kısa dil sularındayız
çocukların gözlerine konayım demiyorum
kendi dillerine uçsun diye
yeryüzünün bütün ırmaklarını çağırıyorum

(salih aydemir)

—Şair Salih Aydemir kimdir?

Ben kimim? Nasıl zor bir sorudur bu, anlatamam. İnsan kendine “sen kimsin?” diye sorar ve kendi kendine yanıtlamaya çalışır. Ama kendi kendine fısıldayarak. Ama bu soruyu yüksek sesle üstelik edebi kimliğimle yanıtlamak gerçekten zor. Ben biraz sözcüklerin yolundan giden, biraz hayatın içinde çarpışan otomobiller gibi nefes almaya çalışan, biraz da düş ve gerçeklik köprüsünde yatıp kalkan biriyim. Ben sanırım geçmişin gerçek olan yaşanmış acılarını biriktirmeyi huy edinerek gelecekteki şimdi’yi yansıtmaya çalışan akıl ayazıyım. Ben aslında su tadında, ağaç dalında, taş değerinde toprak uykusunda, dil şenliğinde, sokaklara düşkün bir ev tozuyum. Ben sözcüklerle sayıları birbiriyle buluşturup ve harezmi’nin sıfırına biat eden yeryüzü parçasıyım.

Çocukluğu ve ilk gençlik çağlarını babamın yaşadığı sürgünlerle kasabalarda geçirdim. 17 yaşıma geldiğimde (ben sürgünlerden bıktım babam bıkmadı) kendi tarihimin sürgün ya da göçebeliğini tercih ettim. Ankara, Muğla, İzmir, derken İstanbul’da şimdilik son noktayı koydum. İstanbul’da yaşıyor ve öğretmenlik yapıyorum.

—Şiir sana neyi ifade ediyor?

Şiir bana hayatın hiç olmadığı olamayacağı bir sokağı, bir semti bir kenti hatta bir coğrafyayı ifade ediyor. Aramak meselesi değil, aramıyoruz çünkü zaten bunun üzerindeyiz. Üzerinde olduğumuz bir şeyi kaybetmiş değiliz, bulduğumuz bir şeyleri/değerleri yaşatmaya ve sürdürmeye devam ediyoruz. Şiir benim için arayış hali değil, hatta kaybetmişlik hali hiç değil. Tam içinde olan yani buluştuğumuz bir alandır şiir. Bunun için sizde olan ve yaşadığınız coğrafyada olan bütün değerlerle yeniden oluş biçiminizdir şiir. Bu varoluş, oluşun bir parçası olarak bizim evren tasavvufunu ya da daha özel söylersem yaşam auramızı ortaya koyabilmektir. Çünkü şiir sanıldığı gibi bir sözcükle başlayan bir sözcükle biten bir oyun değildir. Şiir her şeyle başlayıp hiçbir şeye varabilir de. Hatta hiçbir şeyden başlayıp her şeyi kucaklayan bir sanattır aynı zamanda. Şiiri, insana çok benzetirim, diğer sanat alanlarından ayırmamım nedeni de budur. Şiir, insana şundan dolayı çok benzer; hep yarımdır insan gibi... İnsan asla tam olmayan olamayan bir varlık olduğuna göre, şiir de asla tam olmayacak bir sanat gibi birbiriyle örtüşüyor. Diğer sanat alanları için bunu söyleyemem. Bu şiirin bende ne ifade ettiğini açıklıyor. Edebiyat dünyasına düzyazı ve öykü ile başlayan biri olarak şiiri tercih etmem ve bende ne ifade ettiğini açıklayabilmem tamamen şiirin insan olan en büyük benzerlik olduğunu söyleyebilirim.

—Peki niçin şiir yazıyorsun?

Niçin şiir yazdığımın yanıtını asla veremeyeceğimi de biliyorum. Çünkü bunun yanıtını verdiğim an sanırım şiirle arama kara kedi girer. Hatta şiirle bir daha ilişki kuramam. Ama bu soru için kendime verdiğim eğlendirici yanıtlardan birini paylaşmak isterim: kendimle dalga geçtiğim için, kendimi büyütürken tek tanığımın şiir olduğu için, hayata dair insani değerlere seyirci kalmadığım için şiir yazdığımı biliyorum. Özellikle şiirde bulduğum bir şey var: Bir şeyin tüm özelliklerinin bilinmesinin, tüm zamanları kuşatıcı ve herkesi tatmin edici bir tanımının verilebilmesinin mümkün olmadığını biliyoruz. İnsanın böyle bir şeye tek başına asla muktedir olamayacağını kabul etmemiz gerekiyor. İmkansız oluşunun (bu sanatın her alanı için geçerli yalnızca şiir için değil), mükemmel tanım ya da sözcüklere yani şeyler hakkında mutlak kesinlikte bilgilere sahip olabileceğimize inanan kişiler için büyük bir hayal kırıklığı yaratacağı açıktır. İşte şiir bana hep bunu fısıldıyordu ya da söylettiriyordu. Başlangıçta bu sese fazla kulak vermedim, hatta önemsemedim. Yazdıkça bu ses içimde ve kulaklarımda daha duyulur bir hale geldi ve sonunda şiirin bu sesine kendimi bıraktım. O andan itibaren niçin şiir yazdığımı anladım. Hem eksik hem sığdırılmış onca şeyleri kurgusu olmaksızın yansıtanın şiir olduğuna inandım.

—İlk şiirini ne zaman yazdın ve yayınlandığında neler hissettin?

İlk şiirimi 17 yaşımda kendi sürgünlüğümü ilan ettiğim ve kaldığım berbat bir yurtta yazdım. Yurt Ankara’da idi. Ve sol kulağımın duyumunu kaybettiğim Ankara yılları… orada yazdığım şiirlerimin hiçbirini yayımlamadım. Ama saklarım. Üniversitede seksenli yılların ortasında ki o dönemin siyasi süreçlerini bilirsin, yazmaya devam ettim. Koyu bir aktivist (sevgili metin,bu sözcüğü benim için senin kullandığını belirtmek isterim) olarak can havliyle hem kavga hem hayat hem şiir üçü bir arada hatta beşi bir yerde sürdürmeye çalışıyordum. O dönemler yerel gazetelerde yazılar yazıyordum. Öyküler yazıyordum. Edebiyata ilk girişim aslında öyküyle oldu. Şiiri nedense tuttum. Öyküler anlatır çünkü. Sonra derken karar verdim ilk tutkuma yani şiire döndüm. İlk şiirim 95 yılında yayımlandı. İnanın ilk öykümün yayımlanmasından daha büyük mutluluk duydum. Öyküde yaşadığım ama tatmadığım coşkuyu ilk şiirimin yayımlandığında yaşadım. Ve kendi kendime, evet şiir, işte şiir, evet şiir benim için dedim.

—Üretken bir şairsin.. Şiir kitaplarından bahseder misin; ilk yayınladığın kitaptan son kitaba kadar?

Öyle görüyorsanız, teşekkür ederim. İstanbul’un göbeğinde üretken olmak zordur. Şu ana kadar sekiz kitabım çıktı. Sekiz kitaba göre mi bu üretkenlik yoksa başka bir düşünceden mi? Üretkenlik de bir direnme biçimidir. Her şeye. Herkese ve hatta kendine karşı. Bu anlamda üretkenliği kabul ediyorum. Ama ortaya koyduğunuz eserler “anlaşılmazlığı”, “okunmamazlığı” ile gündeme geliyorsa yazmanın ya da üretken olmanın bir anlamı yok. Ben yine de buna takıntılı değilim. İlk kitabımla 15 yıl sonra hesaplaşıyorsam yani ikinci baskısı çıkacak olan h’içlenmeler ’e (b)önsöz yazdıysam bu bakışta çok umurumda değil. Diğer kitaplarım hep talihsizlik yaşadı. İnsani kıyımlara uğradı. Ya öldürüldü ya da sakat bırakıldı. Tabi ben de yara aldım. Beş yıl ne şiir yayımladım dergilerde ne de kitap çıkardım. Sustum. Ölü kalsaydım susmaya devam ederdim. Ölmemişim, dedim kendi kendime, bu sakatlıktan da kurtulabilirim... Ölmekten ve sakat kalmaktan kurtuldukça yeni ölmeler ve sakatlanmalar yaşıyorsunuz. Nefes aldığınız sürece varoluşunuzu anlamlandırmaya çalışıyorsunuz. Kimse için yapmadığınız hatta çocuğunuz için bile böyle bir kaygıya girmediğiniz anda samimi olamıyorsunuz kendinize, vicdanınıza. Çünkü hiçbir sanat eseri sizin özelinizi tamamlayan bir değer değildir.

—Şiirini nasıl değerlendiriyorsun?

Şiirimi sizlerin değerlendirmenizi tercih ederim.

—Şiirinde en çok ne öne çıkmakta?

Varoluş kaygıları… Her sanat bir derdi, bir kaygıyı taşır insan için. Bendeki dert ise varoluştur. Şiirlerimde varoluşa dair taşıdığım kaygılar var. Zaman zaman bunu yansıttığımı düşünüyorum şiirlerime. Şiirimdeki mesele, varlığa ve varlığımıza ilişkin iyi ya da kötü, güzel ya da çirkini gösterme çabasıdır. Bu konuda iddialı olmadığımı da belirtmek isterim. Bunu bir izlek olarak ele aldığımı ve yansıtmaya çalıştığımı söylemek istiyorum.

—Son zamanlarda şiirin (sanatın/sanatçının) sokakta (eylemde) olması gerektiği hususunda epey yazılıp çiziliyor. Katılıyor musun?

Şair sokakta olmalı masa başında değil. Şiirin sokakta olması bir durumdur. Okur tavrıdır.Bir olaydır. Yaşadığı dünyanın realitesinde olan şair dönüştürücüdür. Sıradanlığın dışında yer alır. Devlet demez, hükümet demez, din demez; eleştirel açısını koruyabilenler üretimin yeraltı dünyasında kalırlar. Çünkü dönüşmesini istedikleri hayatın nabzını tutmak zorundalar. Şiir sokakta değil, şair sokakta olmalı, derim. Ve ben buna inanıyorum. Şiir sokakta yaklaşımı şiirin gündeme gelmesi/getirilmesi yalnızca bir sunum. Onu sokağa taşıyacak asıl değer şairin kendisidir.

—Türkçe şiirin dünden bugüne serencamı hakkında ne düşünüyorsun?

Türkçe yazılan şiir bir ipin düğümü gibi bana göre. Düğümden sonraki ilk hamlelerde az ve kısa güzel çıkışlar oluyor ama önüne yine bir düğüm atılıyor.

—Genel olarak sanat, özelde de şiirin hayatımızdaki karşılığı nedir?

Sanat insanın vitamini, en önemli akli destekçisi… buna çok inanırım. Hayatı renklendiren bakış açısıdır. Ama önce insan kendinden başlamalı. Her anlamda beslenme bozukluğu yaşadığımız

bir coğrafyanın sanatçısı, şairleriyiz. Hastalık iki türlü ilerler: ya içeriden ya da yukarıdan. İçeriden büyüyen hastalıkları sanatçı çözer, dönüştürür ve onu sanatsal kılar. Ama dışarıdan yani yukarıdan gelen hastalığın tek başına işlenmesi ve dönüştürülmesi zor. Bu kolektif bir dayanışma ile aşılır.

—“Şiir Bir Dünya Görüşüdür” sözüyle yola çıkan (büyük emeklerle çıkardığınız) Öteki-siz dergisi üzerine konuşalım istersen.

Şiir, bir dünya görüşü ve yaşam biçimidir, dedim. Öteki-siz dergisini çıkarırken aynı zamanda bir “dert” ten bahsettim. Sanat, bir derttir. Ve şiir derdi dedim künyede. İnsanın derdi, evrenin derdi olmalı. Yaşadığımız her şeye bakabilme, anlayabilme ve yorumlayabilme çabası üretimle eşdeğerdir. Üreten insan taşıdığı soruyu bir duyguya bir düşünceye yansıtabilen insandır. Öteki-siz şiir derdi, dergisini çıkarırken iki çıkış noktam vardı: birincisi derginin boşlukları doldurmak için çıkmadığını tam tersi var olan boşlukları genişlettiğini, ikinci ise yeni doğanlar ve kaybolan şairlerin öne çıkarılması idi. Eskisi gibi olmasa da öteki-siz dergisi periyotsuz ama bu nitel değerlerine sahip çıkarak devam ediyor. 2016 nisan sayısı dosya konusu sürrealizm: neden bu konu? Kısaca şöyle açıklayayım. Sürrealizmin anlaşıldığı haliyle değil de anlaşılması zor haline ayna olmak istiyor….

—Aşk için bir “tarif” var mıdır? Ya da, senin sözcüklerinle, aşk derken ne anlamalı eşref-i mahlûkat?

Aşk için kim tarif yapabilmiş? Şiir için kim tanım oluşturmuş? Aşk derin bir sözcüktür… Böylesi bir sözcüğü işlemek, yaşamak, yansıtmak hatta sahip çıkmak anlamlıdır ve aşkın tarafı nasıl olursa olsun onu sürdürebilme biçimidir. Şiir gibi. Eğer sahip çıkıyorsanız aşkı anlatın bana….

-----------------------------------------------------------------------------------------------------------------

ŞAİR SALİH AYDEMİR

1967’de doğdu. 9 Eylül Üniversitesi İşletme Bölümü’nü bitirdi. 1990-1997 yılları arasında Ankara’da gazetecilik ve t.b.m.m’de danışmanlık yaptı. İşsizler Derneği Genel Başkanlığı’nı yürüttü. 2000 yılına kadar çeşitli şiir dergilerinin yayın süreçlerinde yer aldı. 2000 yılından beri Öteki-siz Dergisi’ni çıkartıyor ve Öteki-siz Yayınevi’nin kurucularından. Şiirleri ve düzyazıları çeşitli edebiyat dergilerinde yayımlandı. 2007-2011 yılları arasında Türkiye PEN Yazarlar Derneği Denetleme Kurulu üyeliğini ve Barış Komitesi Başkanlığını yürüttü. İstanbul Üniversitesi Felsefe Bölümü öğrencisi ve öğretmenlik yapıyor. Şiirleri, İngilizce, Fransızca, Almanca, Çince, Kürtçe, Bulgarca, Rusça ve İtalyanca dillerine çevrilmiştir. Kitapları: (h)içlenmeler (Şiirsel Denemeler) (İlgi Yayınevi, 2000), Meriç Hanım (Şiir) (Öteki-siz Yayınevi, 2002), Akıl Ayazı (Şiir) (Etikus Yayınları, 2005), Hüzünlü Isırgan ( Şiir) (Şiirden Yayınları, 2007), Akıntılar (Deneme) (Babil Yayınları, 2009), Dilbendi (Şiir) (Şiirden Yayınları, 2009). Gölge Göçü (Şiir), (Şiirden yayınları, 2014), kırık iğne(şiir) noktürn yayınları, 2015).

-ŞAİR SALİH AYDEMİR'İN FACEBOOK SAYFASI: https://www.facebook.com/golge.gocu?fref=ts

bu konuda daha fazla