medya sensin, paylaş!

Pegida ve Aşırı Sağcılar ile Radikal İslamcılar Arasındaki Benzerlikler

Pegida, Dügida, Bogida, Bragida… Ekim ayı sonunda Dresden’de yaklaşık 200 kişinin gösterisi ile tanıştığımız, kimilerine göre sağcı, kimilerine göre ise aşırı sağcı bu hareket, iki ay gibi bir sürede Almanya’nın bir çok kentine yayıldı ve her kentte, başına o kentin başharfini alarak, mesela Bonn’da Bogida, Düsseldorf’ta Dügida, Braunschweig’da Bragida gibi isimlerle eyleme başladı. Pegida, saydığımız kısaltmalar altında, solcuların toplumsal adaletsizliğe karşı yıllardır gösteri yaptığı pazartesi günleri, farklı kentlerde düşük katılımlı yürüyüşler düzenliyor. Hareketin ortaya çıktığı Dresden’de ise 200 kişi ile başlayan Pegida gösterilerine iki hafta önce 10 bin, geçen hafta da 15 bin kişi katıldı. Bugün yapılacak Pegida yürüyüşüne katılımın artıp artmayacağı ise merak konusu. Zira ilk ortaya çıktığı ekim ayı sonunda, propaganda ve slogan içeren konuşmalar yapmaktan çekinen organizatörlerle, onların çağrısını izleyen 200 kişiden oluşan Pegida, giderek daha da sert söylemlerin dillendirildiği bir mecraya dönüştü. İşin ilginç tarafı ise Düsseldorf, Bonn gibi yabancı, göçmen ve Müslüman ülkelerden gelen kişi sayısının yüksek olduğu yerlerdeki gösterilere 200-300 kişi katılırken, göçmen oranının %2,2, Müslüman ülkelerden gelen göçmen sayısının da %0,1’in altında kaldığı, 530 bin nüfuslu Dresden’de çağrılarına 15 bin kişinin kulak vermesi.

Kısaca "Pegida" olarak adlandırılan hareketin açılımı, "Patriotische Europäer gegen die Islamisierung des Abendlandes", Türkçesi ile "Batı’nın İslamlaşmasına Karşı Yurtsever Avrupalılar“. Başını aşırı sağcı söylemleri olan kriminaller çekiyor. Diğer taraftan toplumun her kesiminden insanın da Pegida gösterilerine destek verdiği görülüyor. Geçen hafta Dresden’de yapılan 15 bin kişilik gösteriyi izleyen Spiegel muhabirleri, bazı söylemleri ve sloganları sıralamıştı. Aralarında toplumun her kesiminde rastlanacak görüşleri savunanlardan, aşırı sağcı söylemlerde bulunanlara bir çok çevreden insanın yer aldığı göze çarpmıştı. Almanya’nın Ukrayna nedeniyle Rusya ile yaşadığı krizin kötü yönetildiğini vurgulayanından, yıllarca çalıştığı halde emekli maaşı ile geçinemeyip devlet yardımı aldığını ifade edene, tarafsız haber yapmadığı iddiası ile medyaya kızandan, Başbakan Merkel’in "kesinlikle hayır" sözüne rağmen geçen hafta kabul edilen otoban ücretini iki yüzlülük olarak niteleyen bir çok kişi var Pegida eylemlerinde. Bu arada Almanya’nın silah ve mühimmat ihracatını eleştirenlerin sayısı da az buz değil, ama bu tavrın temelinde savaş karşıtlığı yatmıyor, silah satılan bölgelerde yaşanan siyasi krizler nedeniyle Almanya’ya çok mülteci geliyormuş! Bunu başka ayrımcı ve aşırı sağcı söylemler izliyor. "Almanya topraklarında inanç savaşına karşı birleştik-Şiddetsiz" veya "Saksonya olduğu gibi kalsın" da en sık dillendirilenler. Bu cümlelerin özünde ise "Göçmenlere ve Müslümanlara yer yok" fikri yatıyor. Bazı göstericiler ise ırkçı veya nefret içeren görüşlerini lafı dolandırmadan ortaya koyuyor. The Guardian’in görüş aldığı 60 yaşındaki bir gösterici, "Müslümanlar yiyeceklerimize pisliklerini (dışkılarını) bulaştırmak istiyor" derken, bir diğeri, "Sydney’de Müslümanlar cafeyi bastı. Aynısını Almanya’da da istiyor muyuz? Elbette hayır!" diyordu. 51 yaşındaki bir başka göstericinin ise "Yabancılar Almanya’ya sosyal yardım hamağına uzanmak, devleti sömürmek için geliyor" dediğini duyduk. Bir diğeri ise "Yabancılarla sorunum yok, ama 100 bin Müslümanı kabul edersek, onlardan 1000 tanesi radikal İslamcı olup, bizi düşman belleyecek" demişti. Liste uzayıp gidiyor.
Bu arada Pegida’nın 6 ay önce kurulan HoGeSa (Selefilere Karşı Holiganlar hareketi) gibi şiddete başvurmadığı da dikkat çekiyor. Bu nedenle de hangi kategoriye konulması gerektiği, gösterilerine karşı nasıl bir tavır takınılacağı konusu daha da fazla tartışma yaratıyor.
Pegida hareketinin kısa zamanda toplumun farklı kesimlerinden destek görmesi siyasi partiler içinde de karmaşa yarattı. Aralarında hükümet üyelerinin de bulunduğu bir grup, Pegida için "utanç verici" derken, diğer bir grup "Onlarla diyalog kurmalı, Pegida’ya destek veren halkın mevcut endişelerini gidermeliyiz" görüşünü savunuyor. Tam da bu nedenle bir çok vatandaş, politikacıların kesin ve net bir tavır sergilemediğini ifade edip, mülteciler veya göçmenlerle ilgili mesajlarının aşırı sağcıların ekmeğine yağ sürdüğünü ileri sürüyor. Buna Başbakan Angela Merkel’in "Almanya’da gösteri özgürlüğü varsa da, bu tür grupların yeri yok" sözünün hemen ardından, "Mültecilerle ilgili sorunlar var, ama bunların üstesinden eyaletler ve yerel yönetimlerle beraber geleceğiz" cümlesini ilave etmesini örnek veriyorlar. Bu açıklamada da mültecilerin sorunmuş gibi gösterildiğini ileri sürüyorlar. Ya da CSU’nun "Göçmenler evde de Almanca konuşsun" teklifini hatırlatıyorlar.
Peki başını aşırı sağcı ve kriminallerin çektiği, sıradan vatandaşın da kısmen destek verdiği bu grup gerçekten de İslam karşıtlığı ile mi hareket ediyor? Almanya’daki bir çok Müslüman cemaatinin örgütlendiği çatı kuruluşu olan Almanya Müslümanlar Koordinasyon Kurulu dönem sözcüsü Erol Pürlü, son aylarda Ortadoğu’daki gelişmeler ve radikal İslamcı IŞİD’in (DAİŞ) saldırıları bahane edilerek İslam ve göçmenler karşıtı hareketlerin ortaya çıktığını söylüyor, ancak araştırmaların, bu grupların genelde İslamı bilmeyen, Müslümanlar ve göçmenler ile hiç bir ilişkisi olmayan kesimlerden çıktığını ve yine öylelerinden destek gördüğünü kaydediyor.

İşin garip tarafı ise bir cok kişinin "popülist" diye nitelediği bu Neonaziler ile eleştirdiklerini söyledikleri radikal İslamcı gruplar arasındaki benzerlikler. İki grup da temelinde Batı’nın değerlerinden, demokrasiden, basın özgürlüğünden, serbest piyasa ekonomisinden nefret ediyor. Her iki grup da etnik, dini, sosyal, cinsel ve kültürel çeşitliliğe karşı, çünkü her ikisi de kendi etnik ve dini yapısının üstünlüğü ile oluşmuş homojen bir toplum hayali peşinde. Bu nedenle her ikisi de kendisinden olmayanı tamamen yok etmenin hakkı olduğuna inanıyor. Ve bunu yaparken de hiç bir ahlaki ve insani değeri takmıyor. Savaşlarda bile asıl hedef siviller değildir, ancak hem Naziler'in hem de NSU terör örgütünün, hem El Kaide’nin hem de IŞİD’in yaptıklarına bakıldığında sivil ölümlerinin önem taşımadığını görüyoruz. Üstelik öldürmek icin seçtikleri yöntemler de kendilerine has bir barbarlıkta. Nazilerin gaz odaları, kurşuna dizmeleri ile IŞİD’in kameraların önünde insanların boğazını kesmesi... Ve her şeyden de önce de bireyin birey olarak varolmayışından yola çıkmaları noktasında benziyorlar. Belki de bu nedenle kabaca bakıldığında, hayatında karşılaştığı bazı sorunları açıklayamayan, "normal vatandaşın“ bu gruplara katıldığı sıkça duyuluyor. Hem NSU üyeleri hem de IŞİD’e katılanlar için eski komşusunun, öğretmeninin, arkadaşının "Çok saygılı, yardımsever biriydi” dediğini sıkça duyduk. Bir dönem kendisi de radikal İslamcı selefilerin içinde yer almış, son yıllarda ise Almanya’da selefilere karşı yürütülen sosyal projelerde danışmanlık yapan psikolog Ahmad Mansour, bir çoklarının da kendi kendine hayatla başa çıkamadığını ve düzensiz hayatına çerçeve çizen, kurallar koyan, bunu yaparken de ‘yüce bir amaca hizmet ettiğini’ söyleyen bir üst gücün otoritesine kolayca girebildiğini de belirtiyor. Pegida’nın başını çeken Lutz Bachmann’ın ve Pegida’yı yöneten 12 kişilik üst kadrodan iki kişinin de kriminal geçmişleri olması tesadüf olmasa gerek. Aşırı sağcılarla radikal İslamcılar bu konuda da ortak. Her iki grupta da çok sayıda hırsızlık, gasp veya uyuşturucudan ceza yemiş kişiler var. Harekete girdikten sonra ise kriminal yanları sadece biçim değiştiriyor. Siyasi şiddete dönüşüyor.

@topcuelmas

Kaynak:Yeni Özgür Politika