medya sensin, paylaş!

New York'ta bir HDP paneli

Geçtiğimiz hafta HDP'li milletvekilleri Osman Baydemir ve Hişyar Özsoy Amerika'daydı. Önce Washington'da Kürt toplumu ve ABD Dışişleri yetkilileri ile buluşan HDP heyeti, oradan New York'a geçti.

Perşembe akşamı Manhattan'daki New School üniversitesinin binasında kalabalık bir izleyici topluluğun katılımıyla HDK New York tarafından ‘Türkiye’de İç Savaş ve Demokratik Özerklik Hakkı’ paneli düzenlendi. Panele konuşmacı olarak Özsoy ve Baydemir'in yanısıra Arap-Amerikalı insan hakları avukatı Suzanne Adely ve siyaset bilimleri profesörü Andrew Arato katıldı. Profesör Arato 2000’li yıllarda, Türkiye’deki anayasa tartışmaları yapılırken AKP’nin demokratların ve liberallerin gözünü boyadığı ve ileride güçler ayrılığı ilkelerini hiçe sayarak otoriter bir sistem kuracağına dair isabetli öngörülerde bulunmasıyla tanınıyor.

Toplantı Baydemir’in açılış konuşmasıyla başladı. Baydemir her zaman olduğu gibi nazikti. Ancak çok stresli ve sarsılmış gözüküyordu. Konuşmasına 'bir kere daha Türkiye halklarının birlikte yaşama arzusuna engel olunduğu'nu tespit ederek başladı. Ülkenin adım adım iç savaşa doğru götürüldüğünü söyleyen Baydemir bölgedeki durumu dehşet içinde dinleyen katılımcılara tüm çıplaklığıyla hatırlattı: 7 il 20 ilçede 56 kez sokağa çıkma yasağı, abluka altında şehirlerde öldürülen ve 'terörist' denilen yüzlerce sivil, tanklarla toplarla dövülen şehirler, günlerce sokakta bekletilen cenazeler...'Erdoğan'ın başkanlık rejimi adı altında bir korku cumhuriyeti inşa etme arzusu olduğunu görüyoruz. Parlamento işlevsizleştirilmiş durumda. 100'u aşkın soru önergemiz ve 20’den fazla önerimiz cevapsız bırakılıyor. Saray bütün medyayı kontrol altına almış durumda. Sadece kadınlar ve çocuklar değil gerçekler de öldürülüyor' ifadeleri çarpıcıydı.

‘Hayatım maalesef çatışma ortamında geçti ama böyle bir vahşet görmedim’ diyen Baydemir’e göre iki sebepten ötürü bu savaş tekrar başlamıştı: 'Birincisi, 7 Haziran'da Türkiye halklarının ittifakı ve AKP'nin tek başına iktidarını kaybetmesidir. 7 Haziran'ın sonuçlarını değiştirmek için savaş tetiklendi. İkinci sebep Kürtlerin Suriye'de statü kazanmasıdır. IŞİD’le komşu olmayı Kürtlerle komşu olmaya tercih ettiler’. Baydemir, her yıkılan binayla birlikte devletin meşruiyetinin de yıkıldığını söyledi ve herkesi bu savaşı durdurmak için seferber olmaya çağırdı.

Özsoy ise konuşmasına 'politikacı olunca insanı böyle giydiriyorlar' deyip kravatını çıkararak başlayınca salonda gülüşmeler yaşandı. Türkiye'de politik alanın tamamen şiddetin hakimiyetine girdiği, yasal-demokratik mücadele zemininin neredeyse kalmadığını tespit etti. ABD'de görüştükleri yetkililerin de kendilerine sempatik yaklaştığını ve Türkiye'nin geleceğine dair ciddi endişelerin oluştuğunu gözlemlediklerini söyledi.

Özsoy'dan sonra söz sırası Profesör Arato'da idi. Daily Zaman üzerinden takip ettiğini söylediği Türkiye'nin politik ortamını çok iyi tanıdığı her halinden belli olan Arato, önce Erdoğan'ı sertçe eleştirdi, sonra da Demirtaş'ın Türkiye'deki en ümit vadeden politikacı olduğunu söyledi. Ardından sıra salonda gerginliğe yol açan Kürt hareketine yönelik eleştirilerine gelmişti.

Profesörün, Kürtlerin silahı çok fazla romantize ettiği, Irak ve Suriye'de başarılı olan stratejinin Türkiye'de tutmayacağı ve Kürtlerin mevcut stratejileri ile kötü bir yenilgi yaşamasının kaçınılmaz olduğu şeklinde özetlenebilecek görüşleri her düzeyli ifade edilen görüş gibi tartışmaya açık idi. Ancak Prof. Arato kendisiyle aynı görüşte olmayan ve bunu yüksek sesle ifade edenleri gerizekalı olmakla suçlayarak salonu olağanüstü derecede germeyi başardı.

'Kürtlerin 'iyi Kürt, kötü Kürt' diye ayırılmaması gerektiği yönündeki yorumlar PKK ile YPG'nin yakınlığı konusuna geldiğinde ise konsolosluktan maaşlı olduğu izlenimi veren bir Türk asıllı izleyicinin 'bravo' bağrışları ve çılgınca alkışlamaları dikkat çekti. Sanırım Kürtlere PKK ve YPG'nin aynı şey olduğunu itiraf ettirek bir tür zafer kazandığını düşünüp heyecanlanmıştı zavallı kadıncağız. Bu 'devletlü' kafa yapısı, Kürt sorununun Türkiye’de çözülmez hale gelip sınır ötesine taşınmasının nelere malolacağını henüz kestirebilmiş değil. İngilizce’de 'bir günlüğüne kral, yaşam boyu enayi olmak’ diye bir tabir vardır. Bunlara tam uyuyor.

Son olarak söz alan Filistinli asıllı Amerikalı Avukat Daly Türkiye'de ÇHD ve sendikalarla çalışmalarından bahsetti. Adely'nin ilginç bir anektodu Amerika'da solcu avukatların biraraya geldiği bir toplantıya aitti. İlerici bir meslektaşlarının Ankara bombalamasından bahsedilen bu toplantıda 'kim yaptı bu eylemi, PKK mi?' diye sorduğunu anlattı. Adely'e göre bu soru tamamen iyi niyetli bir bilgisizlikten kaynaklı idi. Kürtlerin kendini anlatmak konusunda ne kadar daha fazla çaba göstermesi gerektiğinin bir göstergesi olarak kayda geçmek istedim.

Salonda gerginlik ve sataşmalardan bunaldığı herhalinden belli olan Baydemir kapanış konuşmasını yaptı. 'Kürt taleplerinin kriminalize edildiğini ve Batı'nın Kürtlere destek vermesinin önüne geçildiği' tespitini yaptıktan sonra AKP'nin akan kandan beslendiğini, maalesef Başkanlık referandumuna kadarda bu politikasını sürdüreceğini söyledi. Ve ekledi: 'Yanlız 6 ay sonra referandum yapılacak bir ülke olabilecek mi?'

Baydemir'in bu sorusu üzerinde düşünülmeyi hakediyor.