medya sensin, paylaş!

Koşarken...

İlginç bir spor dalı.  Hem spor yapıyorsunuz; hiç aynı yerde kalmadığınız için hep "yeni"yle içiçesiniz.  Pistte dönerken bile etrafınızda yeni bir şey görme fırsatı var.  Gerisi size kalmış.  Fırsat bulursanız, aşağıdaki linke tıklayın, okuyun.

Bunun aynısını Salı günü Suadiye-Moda parkurunda yaptım.  Birçok güzel şey var.  Ama Fenerbahçe'deki parka girince etkilenmemek elde değil.  Hatırlayın Çelik Gülersoy'un ülkemize kattıklarını.  Sultanahmet'teki otelleri, parkları...Burayı da o yaptırdı.  İçine de bir restaurant koydu.  İlerledikçe sizi çınar altlarındaki küçük çayhaneler karşılıyor.  Yollar düzenli, denize nazır banklarınız hazır.  Eminim bir çok ekleme, düzeltme yapılmıştır.  Ama o ilk fikri üreten akıl yok mu; önünde saygıyla eğilmemek elde değil.

Uzun mesafe koşusu, sizi isteseniz de istemeseniz de kendi başınıza bırakır.  Sorunlarla boğuşur, toplantılar yaparsınız.  Bir yandan da mekanik sistemin sürekli kontrolünü.  Mekanik sistem çalışır durur.  Ama onu da yolundan çeviren beyninizdir.  Yoruldun, susadın, çocuklar uyanmıştır, yağmur yağacak...Bunlara kanmadan yolunuza devam ettikçe, yüzünüzdeki tebessüm genişler.  Acı da yoktur artık.  Beyin de pes etmiş, sizinle başa çıkamayacağını anlamıştır.  "Bari yardımcı olayım" der sanki.

Her neyse, ister koşun ister koşmayın.  Ama, yılda sadece 1 kere, birkaç saatinizi koşanları desteklemeye ayırın.  Gelin, 16 Kasım'daki İstanbul Maratonu'nu seyredin.  Koşanları alkışlayın.  Bir bağış toplamak için koşan tanıdıklarınız varsa katkıda bulunun.

Ülkemizin üzerinde bu kadar kara bulut dolaşırken koşu hakkında yazmak da nereden çıktı, demeyin.  Onlarca ülkeden, binlerce sporcu gelecek ülkemize.  Onlara nasıl insanlar olduğumuzu anlatalım.  Onlar da gidip komşularına, çocuklarına.  Halklar kucaklaştı mı geride merak edilecek bir şey kalmaz.

https://www.facebook.com/groups/434201490017097/