medya sensin, paylaş!

KAMU DÜZENİ - ÇÖZÜM SÜRECİ ELELE; HEP BERABER SÜPER GÜÇ TÜRKİYE’YE !..

KAMU DÜZENİ - ÇÖZÜM SÜRECİ ELELE;

HEP BERABER SÜPER GÜÇ TÜRKİYE’YE !..

Demokratik Açılım adıyla başlayan, Milli Birlik ve Kardeşlik ismiyle filizlenen ve Çözüm Süreci markasıyla başak veren toplumsal entegrasyon süreci, şu an itibariyle çok kritik bir aşamaya gelmiştir. Gelinen bu noktada, ya provokasyonlara teslim olup çatışma ortamına geri dönüş yapacağız, ya da süreci başarıya ulaştırmak adına, muhatap sayısını artırıp bölge dinamikleri arasında tatlı bir rekabet yaratacağız. Bütün bu seçeneklerin tam da ortasında, yadsınamaz bir gerçek var. Bu gerçek, sürecin sadece HDP-PKK-KCK ve İmralı ile başarıya ulaştırılmaktan uzak olduğudur.

Neden mi?


PKK ve KCK, farklı düşünceye sahip uluslar arası lobilerin desteklediği anonim şirketini andıran bir yapısı var. Özellikle Suriye’deki BAAS rejiminin güdümünde olan Bahoz Erdal, İsrail gizli servisi MOSSAD’ın güdümünde olan Duran Kalkan, Almanya gizli servisi BND’nin güdümünde olan Murat Karayılan, ABD dış istihbarat servisi CIA’nın güdümünde olan Cemil Bayık, Çözüm Sürecinin başarıya ulaşmasını istememektedir. Bu güne dek, Abdullah Öcalan’ın iradesi ile gelinmiştir. PKK sempatizanı yaklaşık 2 milyon kişinin desteklediği Abdullah Öcalan ile Abdullah Öcalan’ı Kürt halkı nezdinde itibarsızlaştırmak suretiyle devre dışı bırakmak isteyen KCK arasında gizli bir savaş var. 6-7 Ekim olayları da bunun açık bir göstergesidir. 6-7 Ekim “Kobani” olaylarının talimatı öncelikle Kandil’den HDP’ye, HDP’den de Kürt halkına sokağa iniş olarak tecelli etmiş ve ortalık bir anda kan gölüne dönmüştür. Bu da yetmezmiş gibi, tüm stratejik kamu binalarına ve bu harekete destek vermeyen esnaflara Vandalizm olarak yansımıştır. Elim olaylardan önce, Abdullah Öcalan’ın yaşananlara aksi mesajlar vermesine rağmen, bir kısım marjinalize grupların sokaklara dökülmesi İmralı’ya bir mesaj niteliğindeydi. Yaratılan defacto ortamın bedelini yine Kürt halkı ödemek durumunda kaldı. Kürtlerin hakkını yine Kürt cenazesi üzerinden savunma gafletini gösteren KCK ve uzantısı HDP, Kürt BAAS’ı olma yolunda büyük bir adım atmıştır.

Yasin BÖRÜ İçimizde Bir Yara Olarak Hep Yaşayacak !..


6-7 Ekim olaylarının zihnimize kazıyacağı en önemli olay, HÜDA-PAR mensubu üç gencin hunharca katledilmesi olmuştur. Yasin BÖRÜ ve arkadaşları, kurban eti dağıtmak için evinden çıkmış, halisane amaçla bulunduğu evin balkonundan aşağı atılmış, kafaları taşla ezilmiş ve üzerlerinden araçlarla geçmek suretiyle katledilmişlerdir. Büyük bir vicdansızlığa imza atmış olan KCK ve uzantıları bölgede yaşayan herkesi baskı altına almaya çalışmışlardır. Kendilerinden başka hiçbir siyasi örgüte yaşam şansı tanımamaktırlar. Biz bu yönetim şekline hiç de yabancı değiliz. Çok değil, şöyle 1935-1950 yıllarında tek partili yönetimin hakim olduğu Eski Türkiye’ye yolculuk yaptığımız zaman, bugün PKK-KCK’nın bölgede yaptığı zulmün aynısını tüm ülkeye uygulayan CHP’yi görmekteyiz. Beni zaman yolculuğu tutar, yapamam diyorsanız, hemen güney komşumuz Suriye’deki BAAS rejimi yönetiminin uygulamalarına bakabilirsiniz. BAAS rejimi son üç yıla kadar Suriye’li Kürtlere kimlik kartı bile vermemiştir, vatandaş saymamıştır, ikamet ettikleri bölgeye hizmet götürmemiştir, en ufak suçlarında direk idama mahkûm etmişlerdir. BAAS rejimi militanları olan El Muhaberat mensupları, özellikle sunni kesime yönelik inanılmaz katliamlara imza atmışlardır. Bu zulmü neden yaptıklarını da IŞİD’i görünce algılamış olduk. Olayı bu açıdan değerlendirdiğimizde, PKK-KCK Kürt BAAS’ıdır tezini çok rahatlıkla ortaya atabiliriz.

Kamu Düzeni-Çözüm Süreci Denklemini Eşitlemek İçin Devlet Ne Yapmalı?


Siyaset, bir toplumu yönetme sanatıdır ve yöneten de yönetilen de beşeridir. Hak ettiğinden fazla önem atfedilen grupların ekseriyetli çoğunluğu, haklı-haksız her talebini elde edebileceği psikolojisine bürünebilir. Bu psikolojideki toplumsal bir grup ise, istediğini elde edemediği an, vandalizme başvurabilir. Burada devlet idaresi, eğer bir sorunu çözecekse, sorunun muhatabı olan kesimin bütün temsilcilerini kapsayacak bir heyeti muhatap almalıdır. Çözüm sürecini bu perspektifle değerlendirdiğimizde, devletin en büyük eksiği burada yer almaktadır. Kürt sorununu çözebilmek için, sadece HDP eksenini muhatap almamak gerekir. Eğer muhatap alırsanız, HDP kendini tek güç sanabilir ve bu sanı gereği bütün taleplerinin yerine gelmesini isteyebilir. HDP Eş Başkanı, sayın Selahattin Demirtaş’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı şu açıklamaya bakarsanız neyi ifade etmeye çalıştığımı çok daha net bir şekilde anlayabilirsiniz :

“Çözüm Sürecini İmralı başlattı ancak o bitirir !..”


Bu açıklamada HDP mealen, “Tek Güç Biziz, Biz Ne Dersek Yapacaksınız!..” demiştir. Bu anlayış ise, 6-7 Ekim olaylarının fitilini ateşlemiştir. Devlet, Çözüm Masasına, HÜDA-PAR ve HAK-PAR idarecilerini, bölgenin önde gelen kanaat önderlerini ve sözü geçen Sivil Toplum Örgütlerini davet etmelidir. Muhatap olarak bu heyet alınmalıdır. Öyle ki, böyle bir masadan kalkmayı veya makul olmayan taleplerinin karşılanmaması durumunda vandalizme başvurabilmeyi kimse düşünemez. Çünkü, o masada bölgedeki rakiplerin oturduğu sürece, kimse marjinalize olmak istemeyecektir. Bu sistematikten çıkacak çözüm önerileri de, çok daha kapsayıcı, çok daha kucaklayıcı ve 780.000 km2’de yaşayan herkesin “EVET” diyebileceği nitelikte olacaktır. Aynı zamanda, PKK-KCK ekseni de köşeye sıkışacaktır. Arkasına çözüm masasını almış, dindar Kürtler de yapılan her zulme karşı çıkma gücünü kendisinde bulacaktır. Bu halde, örgütün önünde iki seçenek kalacaktır. Ya marjinalleşmeyi göze alıp IŞİD karşısında boyunun ölçüsünü almış dağdaki 3-5 bin terörist ile silahlı mücadeleye devam edecek, ya da normalleşme sürecine girip, büyüyen ve gelişen Yeni Türkiye’nin bir parçası olarak silahlı mücadeleye son verdiğini açıklayacaktır.

Çözüm masasının yelpazesinin genişlemesi halinde, PKK-KCK’nın ikinci şıkka daha yakın duracağını tahmin ediyorum. Ellerinde halkı dağa çıkarabilecekleri nerdeyse hiçbir enstrüman kalmadı. Ülkemizin geldiği bu noktada, her şey konuşuluyor, tartışılıyor ve eğer bir talep olgunlaşmışsa anında TBMM’de karşılık bulabiliyor. Zaten Yeni Türkiye’nin en büyük hedefi, bırakın bölünerek yeni sınırlar oluşturmayı, bölgedeki tarih-kültür birliği içinde olan bütün ülkeleri entegre ederek 1914’de İngilizlerin cetvelle çizdiği sınırları anlamsızlaştırmaktır.

Sözün özü; her şeyi konuşalım, tartışalım, birlikte mutlu şekilde yaşayabilmenin metotlarını beraber araştıralım. Ayrışmayalım, ayrıştırmayalım, birlik ve beraberlik içerisinde Süper Güç Türkiye’ye doğru hep beraber yol alalım. Bu da ancak, kamu düzeni bozulmadan çözüm sürecinin başarıya ulaşmasıyla sağlanabilir. Herkes aklını başına devşirsin, tarihi fırsat önümüzde duruyor, kaçırmayalım…

Selam ve Dua ile …

Cengiz ÜNLÜHAN

Araştırmacı-Mühendis