medya sensin, paylaş!

#JeSuisCharlie: İslamofobiyle mi İslami Terörizmle mi Mücadele Etmeli?

Türkiye’de islamofobi kavramı çok farklı bir bağlamda kullanılıyor. Seküler yaşam arzusu, kadın, LGBTİ hak ve özgürlüklerinin korunması gibi başlıklar çoğunluklu olarak ‘İslamofobi’ olarak algılanıyor. İslam’ın düzenleme ve müdahale alanına giren her türlü sosyal/siyasal talep, İslam dominant bir coğrafyada karşı-hegemonik karakterlere sahip olmalarından ötürü ‘İslamofobik’ olarak tanımlanıyor. Bu özellikle de 2002 sonrası dönemde yürütülen muhafazakarlaşma stratejisinin bir çıktısı olarak tanımlanabilir.

Ancak karşılaştığımız İslamofobi adlandırmalarıyla ilgili kategorik olarak bir ayrım yapabiliriz. Bu İslam’a yönelik kategorik karşıtlığı içeren İslam’ın azınlık kültürü olduğu coğrafyalar ve dominant olduğu coğrafyalar arasındaki ayrımdır. Yine de bu noktada her iki coğrafyada da tamamıyla reddedilmesi gereken ve mücadele edilmesi gereken bir kavram vardır ki o da İslami Terörizmdir.

İslami Terörizm birçok bağlamda grup polarizasyonunu arttırma temelinde bir işleve sahip. Avrupa’daki bu tür İslami terörizm eylemleri İslami teröristler bakımından olası çok kültürlülükten geri dönüş ve İslam karşıtı algıdaki yükselişi tetikleyeceği ve kendilerine daha fazla taraftar bulabilme ihtimalleri bakımından işlevselleştiriliyor.

Bu noktada İslamofobi üstünden okuma yapmaya çalışmak özellikle de bu son saldırı özelinde pek bir işlev teşkil etmiyor. Hatta birçok açıdan eylemi yapanların istedikleri şeyi gerçekleştirmek oluyor. İslami şiddetin mağduriyetten beslendiği bir gerçek. Üstelik bu yöntem, Avrupa’daki Müslüman azınlıkların demokratik temellerle örgütlü ve haklara dayalı birlikteliğini engelliyor.

Şimdi gelelim asıl meseleye: Charlie Hebdo baskınına.

Bu baskın birçok insanca Avrupa’nın 11 Eylül’ü olarak adlandırılmaya başlandı bile. Kamusal alanını çoğunlukla çok kültürlü bir yapıyla tanımlamaya çalışan Avrupa Birliği için bu saldırının bir milat olacağı ortada. 1968’in özgürlükçülüğünün bir uzamı olarak adlandırabileceğimiz ve şimdiden Türkiye basını tarafından ‘suçlunun kendisi’ ilan edilmiş dergi ve çalışanları öldürülmelerine rağmen Siyasal İslamcılar tarafından kurban edilmeye muhtemelen devam edecekler.

Bir dergiye yönelik bu tür bir saldırının arkasındaki zihniyetle ‘empati’ kurabilmek mümkün değil. Kültürel bir hegemonya mücadelesi silahla sürdürülemez ve sürdürene asla ‘başarı’ kazandıramaz. Birilerinin söylediğinin aksine Charlie Hebdo saldırısını hiçbir şekilde Fransa’nın Afrika’daki emperyalist saldırısının bir parçası olarak okuyamayız; zira ortada bir Fransız devletçiliği değil açık bir şekilde basın özgürlüğü çerçevesinde ortaya konmuş bir efor var. Bunun ‘dine karşı işlenmiş bir kusur’ olup olmadığı tartışması silahla sürdürülebilecek bir tartışma değildir.

Kobane düştü düşecek diyerek IŞİD’le birlikte Kürdistan’da namaz kılmaya heves edenler, İslami terörizm ile aralarına sınır çekmek yerine tırlarla destek hattı çekenlerin yenilmesi için bu topraklarda sekülerizmin kazanımlarını korumak için çalışmamız gereken bir dönemdeyiz.

Bu ne İslam’a küfür ederek ne de İslam’a karşı sekülerizmden ödün vererek olur. Bizim perspektifimiz Avrupa’daki Müslümanlar’ı da Türkiye’deki Müslüman olmayan azınlıkları da eşzamanlı olarak koruyabilecek bir perspektif olmalı. IŞİD’in sınır kapılarını kontrol ettiği bir ülkede kimse bize İslamofobi masallarını yutturmaya kalkmasın; zira hepimiz İslami Terörizm’in başta Müslümanlar olmak üzere dünyadaki herkes için yarattığı yıkımın farkına varmak zorundayız.

Açıktan İslami Terörizm’e destek vererek ne Avrupa’nın ne dünyanın bir parçası olunabilir. Birilerinin öve öve bitiremediği o El Kaide Yalnızlığı’nın parçası olmak isteyen varsa buyursun önden gitsin, zira sekülerlerin bu coğrafyadaki yalnızlığı asıl ‘değerli yalnızlık’ olarak her geçen gün tarihteki yerini korumaktadır; ancak burada asıl mevzubahis eşitlikçi ve seküler bir birlikteliği kurgulamaktır. Sekülerlik muhafazakarların çizmeye çalıştığı İslam/Laikçilik ekseninin tek tedavisi olarak tanımlanabilir.

6-7 Eylül’ün üstüne kurgulanmış Türk-İslam sentezciliğinin bu saldırıdan duyduğu gizli memnuniyet, MTTB’den AKP’ye süregelen Osmanlıcı siyasa hesaplarıyla ve sinizmiyle Paris’teki bu nefret saldırısına kendini belli ki siper edecek.

Charlie Hebdo’yu İslam karşıtı ve eleştirel kariktaürleriyle tanımlama gayreti ise havuz medyasının önümüzdeki dönemdeki asli stratejisi olacak. Tıpkı KÖH ile IŞİD kıyasına girenler gibi. Charlie Hebdo Fransa 68’inin mirasıdır, bizim sormamız gereken soru bu saldırıyı yapanların kimin mirasını taşıdığı ya da yağmaladığıdır.

bu konuda daha fazla