medya sensin, paylaş!

İzmir'in Kızları Yaksa Ya

Bodrum’da İngiliz bir adamın 12 yıldır birlikte yaşadığı köpeğini kafasına vura vura nasıl kanlar içinde öldürdüğünü gösteren iğrenç fotoğrafları görünce kanım dondu. “Hayvan demek hayvana hakaret” derdi bir hocam lisedeyken, hatırladım, biraz güncellemek istedim bu sözü.. Sizce de ‘hayvan’ı bir hakaret kelimesi olarak kullanmak çok kötü bir varsayım değil mi? Hele ki köpek? Hukuku mükemmel çalışan Türkiye, bu katili de 200 TL karşılığında serbest bıraktı. Of aman neyse konum bu değil ama hazımsızlığım büyük!

Bu hafta istanbul eğlence hayatına bir mola verip İzmir’in kollarına attım kendimi. Bizim Eskici barlardan en yenisi Alsancak’a açıldı. İlk hafta Doğukan Manço & Tuğba Yurt açılış partisi yaptı dükkanda. İkinci hafta Ömür Gedik ve orkestrasını aldım götürdüm. Size samimiyetle söylüyorum Ömür Gedik’ten ne böyle bir performans ne de böyle bir repertuar bekliyordum. Mekan işletmesi ve İzmirliler hakikaten mest oldular, hazır 10 Kasım da kapıdayken İzmir Marşı da gecenin bonusu oldu tabii. Dikkatimi çeken şey; İzmirliler ayakta eğlenmeyi pek sevmiyor daha doğrusu masasız eğlenmeyi. Ayakta bile dursalar önlerinde muhakkak bir masa ya da stand istiyorlar. İstanbul’un sıkış tepiş gecelerinde bu konuda sıkıntı çekecekleri kesin. Alsancak’ta gece turuna çıktım. Gazi Kadınlar Sokağı’nda gördüklerime inanamadım. Sokak boyunca karşılıklı açılmış Türkçeli yabancılı barlar, publar, kulübümsüler... Allahım nasıl bir güzellik burası diye çığlık atarken sıkışık sokakta yediğim birkaç parmak çığlığın asıl sebebi oldu. Bu heyecanlı ve çok sıcak sokağın hemen paralelinde ise muhabbeti sevenler için müziğin yüksek olmadığı, daha meyhanemsi Muzaffer İzgü sokağı bulunuyor.

Kızlı erkekli öpüşe koklaşa eğlenen heteroseksüeller bir yana İzmirli gaylerin gece hayatıyla ilgili bir sıkıntısı var. Kaliteli müzik dinleyip, kaliteli takılabilecekleri bir gay ya da gay friendly mekanlarının olmaması. İzmir’de üst düzey yöneticilik yapan eşcinsellerden biri, doğru düzgün mekanlar elbette var ama oralar da gay friendly değil. Buralara giderken tek başına bile olsanız illa yanınıza bir kadın arkadaşınızı almanız gerekiyor” dedi. Çağdaş ve aydınlık kent İzmir’de herkes Atatürkçü ama herkes gay friendly değil demek ki vah vah. Yeri geldiğinde en büyük homofobikliği de o “aydınlık” bireylerin yaptığını da tarihten bu yana biliyoruz zaten. İzmir’in kızları yaksa ya böyle kadınların, adamların da çırasını. İzzet Çapa İzmir’e bir el atsa bence karşılığını bulacağı çok zengin bir gay kitlenin olduğunu görecek. Şu an bu satırları yazarken, bir arkadaşım iş yerinde “gay sevgilisinden iş arkadaşlarına bahsettiği” için idareye şikayet edildiğini ve bunu yapanın bugüne kadar samimi olduğunu düşündüğü yine başka bir iş arkadaşı olduğunu söyledi, şok mu geçirdim? Yoo, homofobi hala her yerde, peki zamanlama sizce bir mesaj mı? Bekleyip göreceğiz...

İzmir’den ayrılmadan önce kozmik arınma şifası diye bir deneyim yaşadım. Bir hanımefendi var master degree diyebiliriz sanırım kendisine. Pazar akşamı kendisini eve davet ettik ancak öyle ki biz şarap masasında onu beklerken, o bize bir yudum dahi alkol almamamız gerektiğini, yoksa bu işlemi yapamayacağını söyledi. 8-10 saat kanımdan çıkmasını bekledim. Sabah oldu, Berna hanım eve geldi. Salon kapılarını kapattı, birkaç mum yaktı ve bir meditatif bir müzik açtı. Rahat duruşta ayaktaydım ve gözlerim kapalıydı. “Enerjilerimiz yer değiştirecek, benimki sendeki kötü ve kirli olan her şeyi alıp çıkacak sadece rahat ol” dedi. Size hiçbir detay anlatmayacağım ama bu arınma terapisi sırasında iki kez anırarak, hıçkırarak ağlama ve titreme krizine girdim. Bittiğinde sanki günlerdir ağlamış ve yüzmüş gibi yorgundum, biraz dinlendikten, duş aldıktan ve yeni kıyafetler giydikten sonra mükemmel hissedeceğimi söyledi. Gerçekten de böyleydim, gün boyu yoklayan ağlama ataklarım ise normalmiş, bu gece uykumda da ağlayabileceğimi, yüzleşmem gerekenleri rüyalarımda göreceğimi bu yüzden gece yalnız kalmam gerektiğini söyledi. Gün boyu açlık hissetmedim, çok sıvı tüketmememe rağmen sürekli çişim geliyor, kendimi zaman zaman antidepresan mallığında zaman zaman bir kuş kadar hafif ve şakrak hissediyorum. İstanbul’a döndüğüm için Berna hanım bıraktığım fotoğrafımdan birkaç seans daha devam edecek. Suratı asıklardan, fitne fesatlardan uzak duruyor, yolumu değiştiriyor, sinir stres içinde gelen aramaları yanıtlamıyorum. Üstadın da dediği gibi; “yan gelmişim diz boyu sulara, hepinize iyi niyetle gülümsüyorum, benim gizli bir bildiğim var...”

Çok huzurluyum be Atam!

bu konuda daha fazla