medya sensin, paylaş!

İste Senin Olsun

İSTE SENİN OLSUN,


Bugün sadece soru sorsak kendimize nasıl olurdu diye düşündüm ve başladım yazıma. Düşüneceğimiz, içinde kaybolup, yeniden buluşacağımız yepyeni sorular olsa, bizleri henüz okumaya, eskitmeye kıyamadığımız kitaplarımız gibi tertemiz fikirlerle buluştursa, onları bu kez yazsak çizsek, zihnimizi kıpır kıpır yapsak bu nasıl olurdu? Soru sormak böyle de ilginçtir aslında. Ne zaman ki başlarsın soruya, arka arkaya akar kelimeler, zihin uzun süren uykusundan uyanır, birden etrafındaki aydınlığını görür, ilk kez denize bakan masmavi gözlü minik bir bebeğin bakışı kadar meraklı, odaklı, beklentisiz, saf ve masumca...

En büyükten başlasam dediğimde, aklıma gelen ilk sorum;

Evren nedir? Sınırları nereden nereye kadardır? Evren nerededir?

Evren, aldığımız nefes verdiğimiz nefesdir. Düşüncelerimizin birleştiği, birlikte farklı evrenler kurduğu bir yerdir. İçimizdir, dışımızdakidir.

Dokunduğumuz ağaç, kokladığımız çiçek, uçsuz bucaksız denizler, sınırsız gökyüzüdür. Gece yıldızlara baktığımda gördüğüm yüzümdür. İçimde konuşan sestir. Gözlerimi kapattığımda yaşadığım hayaldir. Gözlerine baktığımda gördüğüm ışıktır.

Güneştir, aydır, minik bir kelebeğin kanadındaki renklerdir.

Göremediğimiz ve bildiğimiz herşeydir. Evren, Sonsuzdur .

Bir diğer yanım ise dedi ki;

Evren benim, evren benim bedenim. Muazzam sistemimdir , her bir parçasının yegane olduğu.

Evren zihnimdir, yaratırım, yıkarım, büyütürüm, küçültürüm.

İstersem görürüm, hissederim, yaşarım. Bunu kimseler bilmez ben bilirim. Milyonlarca hücrem milyonlarca ayrı evrenler dir .

Sana anlatmam sınırlı, benim evreni yaşamam ise sınırsızdır.

Bu sınırsızlık içindeki sen, hadi düşün bir kez;

Sen, h angi gerçekliği kendinden üstün kıldın ki, şu an bu umutsuzluk çemberindesin?

Sen ki doğduğun günden bugüne birçok bilgiyi öğrendin ve bir şekilde yaşamına kattın, peki hiç düşündün mü bunların gerçekte ne olduklarını. Her nedense bunu yapmaya hiçbirimizin gönlü yoktur, bahanesi de çoktur . Bizler kolay olanı isteriz, doğamız bunu öğretmiştir bize. Zoru sevmeyiz aslında bunun zor mu kolay mı olduğuna bile karar vermeden.

O zaman bu bilgi, tecrübe gerçekten senin deneyimin midir? Kimindir bu yaşam?

Öğretilmişlikler içinde yaşadığında kendi öğretini nasıl oluşturabilirsin?

Biri karşına çıksa ve bunların hepsi aslında bir hayal dese, elindeki yaşamın sana ne anlam ifade edecektir ?

Hangi gerçekli ğin üzerine yaşamını yeniden kurman mümkündür?

Bunu ne zaman yapmaya başlarsan iyi olur biliyor musun? İşte tam da bu arayış halinde iken, belki de umudunu kaybetmek üzere yken . Umut senin en büyük hazinen, yolunu aydınlatan fenerindir. Şimdi bu yolu alaca karanlık yapan gerçe ğim dediklerini yeniden düşünme, anlama zamanı olsun ne dersin? O zaman sadece sorunu sor ve bırak evren sana yanıtı sunsun, sen sadece iste ve izle. Bu sınırsız olasılıklar denizinde , sen NASIL ’ı bilemezsin .. .

Şimdiye kadar hep nasıl olacak dediğin ve bazen de umutsuzluğa düştüğün her durumu bir seferlik olsun geride bırak. Senin nasıl? dediğin, şu an bildiğin ama sınırlı bildiğin olasılıklar veya olasılıksızlıklar içindeki durum ve kişilere göre yaptığın yorumlarındır. Oysa Yaşam senin hayal edemeyeceğin kadar büyük ve birleştiricidir.


Sen niyetin ile buluşmak istiyorsan sadece sana düşeni çok iyi yap, gönülden şüphesizce iste. Fark etmeden acaba istemediğin durumları, kişileri mi düşünüp onları çoğaltıyorsun, bunları farket, anla ve yeniden düzenle. Öylesine yüreğinden senin olanı iste ki, bir sabah uyandığında içindeki güç, zihnini açsın, tüm kasların tanımsız sağlığı hissetsin, bir anda yeniden başlamanın verdiği heyecan, geçmişin sendeki tecrübesi ve yaşam dersi ile yola koyul yeter. Sen bir adım atarsın, yaşam sana koşarak gelir. İşte bazen bu kadar da kolaydır.


Başlamak ise tamamlamaktır.


Mari Camgöz Pektezol

Dönüşüm Ustası ®, Eğitmen, Enerjist

www.3ddonusum.com