medya sensin, paylaş!

İMAM

*İmam ve İmamet Kavramlarına Kısa Bir Bakış –*

_*İmam*_, arkasındaki cemaate namaz kıldırma ehliyetine haiz olan kişi anlamına geldiği gibi önde olan, öncü ve önder olan anlamlarını da ihtiva etmektedir. Hatta İslam toplumlarında İmam dendiğinde devlet başkanı şeklinde de bir kullanımın olduğu da ortadadır.

*“İmam, namaz kıldırma ehliyetine sahip olan kimsedir”* şeklinde bir tanımda bulunduk. Bu tanımdan yola çıkmadan önce şunu belirtmek gerekecektir: *İslam’da ruhbanlık (din adamlığı) sınıfı yoktur. İslam’da her Müslüman dininin adamıdır.* İmamlığı salt bir namaz kıldırma memuru ve bir takım din işerinden sorumlu kimse şeklinde daraltmak yerinde olmayacaktır. Yolculuk esnasında grubun başındaki veya bir ordu komutanı olarak imam, belli başlı vasıflara haiz, sahip olmak zorundadır ki önder olsun, başkan olsun, komutan olabilsin.

*Usul ilimlerini bilmeyen, genel İslami bilimleri ikmal etmemiş olan ve daha bir sürü sahada noksanı, eksiği bulunan birisinin imameti tartışılmıştır hep.* İmamet/imamlık, İslami ilimler yanı sıra derin fikirli ve isabetli düşüncelere sahip olmayı da gerektirmiştir. İmamların maaş almaları, sadece namaz kıldırıp bir köşeye çekilmeleri çoğu İslam fıkhı eserlerinde de gündeme getirilmiştir.

Günümüzde ise imamlık salt bir namaz kıldırma memurluğu yanı sıra, zorunluluktan kaynaklanan bazı fiillerin gerçekleştirildiği bir vazife halini almıştır. Halkın seviyesinden daha fazla öteye geçemeyen imamların oluşu da dini hizmetler açısından yetersizliğin yadsınamayacak kadar büyük olduğunu göstermektedir. *Kurumsallaşan bir hale gelen ve memurluk sıfatıyla hareket eden Diyanet, uzun senelerden beri bu işi vazife nazarıyla yapmakta olmasına rağmen, ne bir İslami uyanışın başını çekmiş, ne de gündeme atılan tartışmalar karşısında etkin cevaplar verir olmuş.* Sessizliği tercih etmesi, sadece bazı gün ve gecelerde ya da Ramazan’larda konuşulan muayyen konuları gündeme getirmesi de bu konuda yetersizliğini oldukça gösterir olmuş ne yazık ki. Hala meyhaneler açık, hala namazsız insanların çokluğu da günümüz imamlarının bu konuda “gözümü kaparım, işimi yaparım” tarzda bir anlayışta oluşlarını gözler önüne sermiştir.

Sosyal çevre ile, halkla sıkı fıkı olan din görevlileri bile dini ifadeleri konuşurken ya kaçamak cevaplar veriyorlar, ya da halkın nabzına göre bir yol tutuyorlar. Kalkıp gezip dolaşarak insanları imana davet etme fonksiyonlarını tam anlamıyla ne yazık ki yerine getirmekte tembellik gösteriyorlar.

İlimden uzaklaşmış, dini bilgilerde yeterince kani olmayan, cevap vermede oldukça zorlanan bu kişilerin din görevlisi olarak (tekrar diyelim İslam dininde ruhbanlık yani din adamlığı yoktur) kendilerini tanıtmaları bahtsızlıklarına daha bir başka boyut katıyor.

Ya da sıklıkla karşılaştığımız; kürsüye çıktığında – icazetli olsun / olmasın – sazı eline alıp aklına ne gelse doğru ya da yanlış konuşmaktan çekinmeyen, sesinin güzelliği ile kendisini yeterli gören, namazı kıldırıp, bazı ufak tefek vazifeleri icra ederek bu görevi yerine getirdiğini iddia eden kişilerin çokluğu maalesef ki azımsanamayacak kadar fazladır.

Bu sebeple *imamet kavramı ile bazılarının dillerine pelesenk yaptığı – neidüğü belli olmayan – din görevliliği aynı şeyler değildir.* İmamın imam olabilmesi için İslami ve Kurani ilimlerden üstüne düşen payını hakkıyla almış olması gerekmektedir. Bugünün camiasında din görevlilerinin seçimindeki kriterlerin sadece memuriyet vasıflı ya da arada bir göstermelik sınavlar ile seçilmesi de bu işin tuzu biberi olmaktadır. *İmam, alimdir. İlim adamıdır. Fikri yapısı ve itikadi bilgileri derinlemesine kucaklamış ve bu bilgi ummanından esintileri çevresine aktarmış olan kişidir.* Ne var ki bu gün İmametlere geçenlerde bu durumlar kıstas olmamaktadır ya da yeterince olmamaktadır. Sözde birkaç göstermelik sınav ile iktifa edenler aynı şekilde bu makama getirilmektedir. En temel meselelerde eksik olan, örneğin Arapçayı bilmeyen, usul ilimlerinden habersiz olan (fıkıh usulü, tefsir usulü, hadis usulü vb.) kişilerin imam olarak vasıflandırılması, öncelikli olarak imamların imamı olan Efendimiz Muhammed S.a.v.’e ve sonrasında O’nun varisi olan mübarek zaatlara fevkalade bir saygısızlık olacaktır.

*İmam alimdir. Alimler de peygamberlerin varisidir. Alim olmadan, İslami ilimleri kucaklamadan ve hakkıyla öğrenmeden kendisini imamette bulunlar ile elbette bu ilimleri tedris eden kişiler bir olmayacaktır.* Diyanetin, devlet tekeliyle memur olarak vazifelendirdiği bu şahıslar bu sebepten dolayı sadece bir *Namaz Kıldırma Memuru* ’ndan öteye geçememektedirler. *İstisnalar haricinde, zira bu konumu hakkıyla kucaklayan, gayret dolu, İlim-amel-ihlas denklemini kuranların olduğuna da zaman zaman şahit olduk, olmaktayız.*

Kitap okumayan, kendisini İlmi yönde geliştirmeyen, halkı İslami nazara celp etmede yetersiz kalan din görevlilerinin belli bir maaş ile bu vazifeyi icra ettiklerini düşünmeleri çok büyük bir yanılgıyı da beraberinde getirmektedir.

Burada şuna işaret etmeden geçmemek lazım: Her Müslüman dinini öğrenmekle mükelleftir. İhtisas alanlarına tam mana ile giremese bile. En azından iki kişi bir araya geldiğinde bir birlerine namaz kıldıracak düzeyde olmak zorundadırlar. *Namaz kıldırma ehliyetine sahip olan kimse olmak zorundadırlar. Bu manada her Müslüman imamdır. En temeli, evinde ailesinin imamıdır.* Bunu sadece devletin tevdi ettiği bir vazife olarak değil! Bilakis Allah’ın kullara vaz ettiği azimet olduğunu bilmemiz gerekmektedir.

*Ahir zamanda vazife ehli olmayanların vazifeye gelmesi de bir alamettir mutlak. Ayaklar baş, başlar ayak olmuştur.*

Allah bizlere imamet şuurunu idrak etmiş, imamet esaslarını kazanmış imamların arkasında gönül rahatlığı ile namaz kılmayı nasip eylesin. Amin.

Selam ve dua ile…