medya sensin, paylaş!

HAYDİ, GEL BENİMLE OL

İlişkilerin eski tadı tuzu yok diyenlerden misiniz? Vallahi ben öyleyim. Bırakın tadı tuzu ne renk olduğu bile belli değil artık. Bir belirsizliktir almış başını gidiyor. Birlikte misiniz sorusunun cevabı çoğunlukla kısa ve net: Takılıyoruz!

Takılıyor musunuz? Yani ne yapıyorsunuz? Birlikte sinemaya, tiyatroya, ya da güzel planlanmış, romantik bir akşam yemeğine çıkıyor musunuz? Yanıt hemen geliyor: Yok ya! Denk gelirse yapıyoruz tabii, ama biz takılıyoruz zaten.

Bunun Türkçe anlamı, özel biri değil, özel bir şey hissetmiyorum. T.D K sözlüğünde ise, kelimenin tanımlarından biri; bir süre oyalanmak anlamını içeriyor. Geriye kalan sekiz tanımda da olumlu ifadeler yok.

Kürtçe, Fransızca, İngilizce olmak üzere hemen hemen tüm dillerde karşılığı olan da bir eylem olduğuna göre, genel bir tutum ve davranış ile karşı karşıyayız demektir.

İlişki dendiğinde aklıma hep güzel ifadeler gelir benim. Güzel sohbetler, samimi ve içten paylaşımlar, acıda, kederde ve sevinçte el ele göz göze, kalp kalbe olabilmek.

Oysa bir süre oyalanmak için yani takılıyoruz dediğiniz bir ilişki durumunda bütün bunları yaşamanın pek imkânı yok. Anlık programlarla bir araya gelmeler ve çoğunlukla da takılmanın yatay olarak gerçekleştiği, haz odaklı ilişkiler.

Gençler arasında çok sık duyduğum bu ilişki biçiminin, olgun yaştaki bireylerde de karşılık bulması ve talep görmesinin ilginç olduğu kadar, üzüntü verici bir durum olduğunu düşünüyorum.

Öyle ya hadi gençlere mazeret bulalım. Uzun soluklu ilişki kurmada ekonomik ve sosyal problemlerin gençleri engellediği, sorumluluk alma yaşlarının giderek yukarı yaşlara taşındığı isteklerinin ise giderek azalmasını yaşadıkları yüzyılda dâhil olmak üzere pek çok faktöre bağlayalım.

Gençlerin kendilerini ifade edebilecekleri, sağlıklı sosyal ilişkiler kurabilecekleri mekânların az olmasının, onları sosyal medyada daha fazla kalmalarına ve sosyal ve duygusal olarak zorunlu bir tercihte bulunmalarına sebep olduğunu düşünebiliriz, tartışabiliriz de.

Ama olgunluk dönemine gelmiş, yaşam döngüsü içerisinde pek çok acı tatlı olaylarla karşılaşmış ruhsal ve bedensel olarak ta olgunlaşmasını beklediğimiz hanımefendiler ve beyefendiler sizlere neler oluyor?

Duyguların ve buna bağlı olarak hissetmenin ne olduğunu artık öğrenmiş olmalıydık. Sevinçlerimizi ve acılarımızı paylaştığımızda, korkularımızın kaygılarımızın yok olduğunu azaldığını, samimiyetin kendimize güvenle ilişkili olduğunu artık tecrübe etmiş olmalıydık. Haz odaklı yaşamanın, yani sürekli, yemenin, içmenin, sevişmenin mümkün olamayacağını deneyimlemiş olmalıydık. Başımıza gelen her türlü olayı ruhen hazmetmiş, dengemizi bulmuş olmamız gerekiyordu.

Bu arada şunu da belirtmem gerekir ki, bütün bunları yapabilmek ya da yaşayabilmek için evliliğin ya da evli olmanın gerekmediğidir. Sağlıklı bir ilişkinin ön koşulu doğru iletişimden geçer, evli olmaktan değil.

İlişkilerde takılmanın uzun dönemde bireyler üzerinde yıkıcı etkileri olur. Çünkü gerçek bir ilişkiyi takılmadan farklı ve özel kılan şey, ilişki içinde olan kişilerin birbirleri için ayrıcalıklı olma durumudur. Bu dünya içerisinde birisinin size olan duygularının, hissettiklerinin, herkesten farklı olduğunu bilmek, size dokunduğunda yaşadığı ve yaşattığı duygunun şimdiye kadar olanlardan çok farklı olduğunu görmek kişinin yaşayabileceği en uzun soluklu hazdır. Bu dünyada teksiniz ve özelsiniz.

Gerçek bir ilişki içerisinde, pek çok duyguyu yaşarsınız. Sevinir, üzülür, mutlu olur, kaygılanır, rahatlarsınız. Korkularınızla yüzleşirsiniz ve hissedersiniz. Hissetmek demek, insanı ve doğayı anlamak ve kavramak, her şeyden önce kendinizi bilmek anlamına da gelir.

Olgunluk dönemine gelmiş bireylerin anlatacak ne çok hikâyesi, bizzat deneyimlediği ilginç yaşam tecrübeleri vardır. Karşılıklı olarak birbirlerinin hikâyelerini dinlemek, anlamak geçmişte yaşanılan hikâyelerin üstüne yeni hikâyeleri birlikte oluşturabilmek, yapacağınız planların heyecanı, birbiriniz için önemli ve özel olduğunuz duygusu, yaşama tutunabilmek güçlü ve güvende hissetmek, mutlu eder.

Zaman zaman uzaklaşmak, kendini dinlemek için yalnız olmak iyi gelir. Tek olmak tek başına yaşamak isteği de bir tercihtir, kişiyi ilgilendirir. Ancak, hem bir ilişkim olsun, hem sorumluluk almayayım, canım nasıl isterse öyle yaşayayım düşüncesiyle ilişki yaşamak isteği, gençlere iyi gelmiyor size hiç iyi gelmez haberiniz olsun. Otuz yaşını geçen herkes için bir tehlike söz konusu, benden söylemesi.

Takılmak, kişileri daha sığ ve sıkıcı hale getiriyor. Çünkü her şey aniden başlıyor olması gereken duygulanımların hiçbiri yok. Duygular sığ olunca hissettiklerimizde yaşadıklarımızda sığ oluyor. Her şey bu kadar yüzeysel yaşanırken, ruhun ve bedenin tatmin olması hiç mümkün değildir. Karşımızdaki insanı algılamamız, yaşantımız sığ duygulardan oluşurken bu durumun doğal bir sonucu olarak ta kendimizi de sığ bir benliğin içerisine hapsediyoruz. Başta kendimizden kaçıyoruz, sevmekten korkuyoruz. Tabii bütün bunların bir bedeli var. Ruhun doğasına aykırı olan her şey de olduğu gibi bu durum hastalık yapar. Başta depresyon olmak üzere, tüm psikiyatrik hastalıklar kapınızı her an çalabilir.

Hiç sevmeden de yaşayabilirsiniz tabii. Ama severek sevilerek, değer vererek, değer görerek bir başka yaşarsınız. Mutlu eder, mutlu olursunuz.

Sevgiyle Kalın

Psikolog Perran Söğütlü