medya sensin, paylaş!

​Gıda çölünde bir vahayı ziyaret

Adam – “Produce”larınızı nereden alıyorsunuz?'

Genç kadın – “Produce” ne demek ki?'

Adam - Taze meyva-sebze demek... Sahi siz gıda alışverişinizi nereden yapıyorsunuz?''

Genç kadın - 'Az ilerideki benzinciden...'

Yukarıdaki dialog ilk bakışta deli saçması gibi gelebilir. Ancak Amerika'da kendini obesite, astronomik sağlık harcamaları ve tabiatın tahribatı şeklinde gösteren gıda krizinin beş cümlelik mükemmel bir özeti.

Alıntıladığım dialog 'Gıda çölü' ( food desert ) denilen şehirli yoksul nüfusun yoğunlaştığı bir mahallede geçtiğimiz günlerde yaşanmış... Gıda çöllerinde taze gıda yok, taze gıda satan dükkanlar yok, dolayısıyla tüketicisi de...İnsanların alışveriş yapabildikleri yegane dükkanlar McDonalds, KFC gibi fast food zincirleri ve benzin istasyonları. Arabaları olan insanların 5-10 kilometre yol gidip büyük bir ucuzcu alışveriş merkezi bulma ihtimalleri var. Araba almaya mali gücü yetmeyenler ise günde üç öğün, yılda 365 gün junk food'a talim ediyorlar.

İş bir süpemarkete ulaşmakla da bitmiyor tabii. Oradaki gıdaların tazeliği ve besleyiciliği de şüpheli. ABD'de taze olduğu varsayılan ürünlerin tüketiciye ulaşmak için gittiği ortalama mesafe 1500 mil civarinda, yani yaklaşık 2500 kilometre. Tüketicinin eline ulaşması bazen 14 gün alabiliyor. Gıdalar genetiğiyle oynanmış tohumlardan bol bol kimyasal tarım ilaçları (herbisit, pestisid) kullanılarak üretiliyor. Tek tek ürünlerin fiyatlarını düşük gösteren bu gıda sisteminin topluma gerçek toplam maliyeti aslında olağanüstü yüksek. Ve yarattığı kimi hasarların geri dönüşü de yok. 'Bize ne Amerika'nın gıda sorunundan?' diyenlere hatırlatmak istiyorum: Bu sorun ilk bakışta ABD’ye özgü gibi görülebilir ancak global bir sorun. Hızla artan dünya nüfusu ile birlikte de giderek ağırlaşacak.

Peki ya çözüm? Çözümden bahsedebilmek için size önce Will Allen 'ı tanıtmam gerekiyor.


Will Allen: Aktivist çiftçi, gıda filozofu, basketbolcu CEO

Will Allen'ı size doğru gelirken görürseniz refleks olarak kendinizi karşı kaldırıma atabilirsiniz. Kışın eksi 5 dereceye kadar üzerinden çıkarmadığı kolsuz kapüşonlu ceketi, kazıtılmış kafasıyla adeta bütünleşmiş kasketi, 2 metre boyu ve kavun büyüklüğünde pazularıyla yaklaşık bir kamyonet iriliğinde olan bu adamın Time dergisi tarafından 2010 yılında dünyadaki en etkili 100 insandan biri seçildiğini ilk bakışta tahmin etmek güç. Will Allen'ın bana ilham veren hikayesi şöyle:

Aileden çiftçi olan Allen, basketbolcu bursuyla üniversite okumak ve toprağa dayalı hayattan kurtulmak için evinden ayrılıyor. Profesyonel basketbolculuk ve büyük şirketlerde ücretli yaşantıları da içeren bir sürecin ardından toprak onu adeta çağırıyor. Allen, Milwaukee'ye yerleşip il sınırları içerisinde yeralan tarıma açık son araziyi satın alıp şehrin göbeğinde çiftçilik yapmaya başlıyor.

Buraya kadar sıradışı bir şey yok diyebilirsiniz. Ancak alışık olduğunuz, açık arazide tarlaların sulanıp çapalandığı tarzda bir çiftçilik değil bu. Allen'ın kar amacı gütmeyen organizasyonu Growing Power 'ın sahip olduğu çiftliğin toplam alanı epitopu 1 hektar. Bu kadar ufak bir alanda Allen'ın yarattığı organik mucizeye bir bakalım: Tam 14 sera, 100,000 balıklı bir balık çiftliği, 25,000 sebze, küçük keçi ve tavuk sürüleri, arı kovanları, organik şehir atıklarını gübre ve ısıya dönüştüren sistemler, 65 daimi çalışanı ve 25 stajyeriyle muazzam bir kollektif.

Gıda çölünün ortasındaki bu vahada yanlızca gıda üretimi yapılmıyor. Geldiği noktada ABD çapında 12 ayrı şehir çiftçiliği eğitim merkezinin sorumluluğunu da üstleniyor. Milwaukee'deki merkez çiftlik, bütün dünyada konunun ilgilileri tarafından ziyaret ediliyor. Growing Power'ı model olan projeler Avrupa, Asya ve Afrika'nın çeşitli ülkelerinde hayata geçmeye başlamış durumda. Unutmadan, bahsettiğim merkezi çiftliğin dışında 15 tane daha 'uydu' çiftlik Growing Power'a katılmış.

İşte 1993'te kişisel bir merakla başlayan bir maceranın ulaştığı nokta bu. Ben de bütün bunları yerinde görme hevesiyle atlayıp Milwaukee’ye gittim ve dünya çapında şehir çiftçiliğinin Kabe'si haline gelmiş bu yeri ziyaret ettim.

Vahaya bir ziyaret

Çiftliği de Will Allen kadar mütevazi. Milwaukee'nin kuzeybatı sınırında ağırlıklı olarak siyahilerin yaşadığı dar gelirli bir işçi mahallesinde kurulmuş. Tam sokak adresini bilmiyorsanız, farketmeden önünden geçip gidebilirsiniz. Ufak bir manav dükkanını andıran girişten içeri adım attıktan sonra ise Alice Harikalar Diyarındaki gibi beklenmedik bir deneyimin içine yuvarlanıyorsunuz. Henüz 23 yaşında olmasına rağmen 2 saat boyunca soluksuzca şehir çiftçiliğinin nasıl çalıştığını anlatabilecek denli birikimli olan bir Growing Power gönüllüsü beni çiftlikte gezdirdi.

Solucanlardan kendi toprağını kendin yap, seranı ısıt

Dar alanlarda yapılan şehir çiftçiliğinin birinci şartı doğal yöntemlerle yüksek verimlilik. Allen'ın çiftliğinde ticari gübre kullanmıyorlar. Onun yerine vermicomposting denilen metodla ev ve restoranlardan gelen organik atıkları 'toprak solucanı' kullanarak neredeyse sıfır maliyetle gübreye dönüştürüyorlar. Besleyici değeri olağanüstü yüksek bu gübre daha sonra çiftlikteki intensive (yoğun) verimin bir numaralı ateşleyicisi halini alıyor. Yine bu yolla her sene 40 ton organik atık belediye çöplüğünde toprağa gömülmek yerine gübre olarak geri dönüyor. İşin ilginç yanı hiçbir endüstriyel boyutu olmayan bir süreç bu: Plastik bir kova, gazete kağıtları ve bir avuç solucanla kendi evinizde de kokusuz, atıksız yapabileceğiniz bir işlem.

Vermicompostun faydaları burada da bitmiyor. Organik artıkların solucanlar aracılığıyla gübreye dönüşme sürecinin yarattığı biyolojik devinim hava sıcaklığının -20 derecelerde gezindiği kışın en soğuk günlerinde kompost yığınının içerisinde 60 dereceye varan sıcaklık yaratıyor. Sera buradan sağlanan ısıyla ısıtılan su borularıyla ısıtılıyor.

Balıkla bitkileri, bitkiler balıkları kapalı devre besliyor

Aquaponic denilen balık yetiştirme metodu belki Will Allen'ın keşfi değil ancak Edisonvari bir deneme-yanılma azmiyle en ileri noktaya varmış Growing Power'da. Aquaponic görüntü olarak ranzalı yatağa benzer bir sistem - alt katta balıkların yaşadığı dev bir küvet var. Balıkların pislettiği sular üst kata pompalanarak toprağa ihtiyaç duymadan büyüyen bitkileri suluyor ve bu şekilde balık pisliği bitkiler için gübre görevi görürken, bitkilerin suyu temizleyip alt katta geri göndermesiyle bu balık-bitki ilişkisine dayalı simbiyotik kapalı devre sistemi tamamlanıyor.

Bu metodla levrek, turna gibi birkaç değişik türde tatlı su balığı yetiştiriyorlar. Suyu temizleyen bitkiler su teresi (watercress) ve benzerleri. Watercress'in kilosu 35 dolara, balık ise 15'e gidiyor. Balık almaya uğradığınızda kepçeyle balığı sudan çıkarıp bir kalıp buz eşliğinde size teslim ediyorlar.


Taze keçi sütü, yumurta ve balsız şehir hayatı olur mu hiç?

Çiftlikteki 20 binin üzerinde saksıda domates, biber, havuç, roka, ıspanak, pancar vb. 159 değişik çeşit yenilebilir ürün yetiştiriliyor. Sebzelerin yanısıra küçükbaş hayvanlar ve arılar da Growing Power'daki yoğun canlılığın parçası. Günde yaklaşık 200 yumurta üreten ufak bir tavuk çiftliği, ufak bir keçi sürüsü ve geçen seneki amansız Milwaukee kışına dayanamayıp kısmen telef olan fakat hala muhteşem lezzetli bal vermeyi sürdüren bir arı kovanı operasyonu var. Tüm bu organik ve yerel mahsuller hem perakende olarak tüketiciye, hem de toptan olarak civardaki okul kantinleri ve restoranlara ulaşıyor. Kısacası taze organik ürünler en fazla 3 kilometrelik bir çeper içerisinde çarçabuk tüketiliyor.


Şehir çiftçiliğinin yarattığı imkanlar

Peki bu üretken ama ufak ve dahası kar amacı gütmeyen çiftlik nasıl olacak da gittikçe büyüyen ve kapsamlı hale gelen gıda problemlerine çözüm modeli olacak?

Sürdürülebilir olmayan mevcut sistem aşağı yukarı şöyle işliyor: Az çeşitte ürünün tekellerin kontrolündeki tohumlarla çok miktarda ve gülünç denecek derecede düşük fiyatlara üretilmesi, daha sonra da çok sayıda aracı üzerinden uzak mesafedeki tüketicilere dağıtılmasına dayalı mevcut endüstriyel tarım sistemi üreticiyi mağdur ediyor, tüketicinin sağlığıyla oynuyor ve doğayı tahrip ediyor. Bir de işin güvenlik boyutu var – gittikçe artan bir şekilde şehirlerde yoğunlaşan dünya nüfusu yaşamsal gıda kaynaklarından uzakta, minimum ihtiyaçlarını bile lokal olarak karşılayamaz halde yaşıyor.

Astarı yüzünden pahalıya gelen bu sistemi geri çevirmek mümkün: Üretimin organikleşmesi ve çeşitlenmesi, aracıların azalıp yerel tüketiciye doğrudan ulaştırılmasına dayalı geleneksel modele dönüş şart. Bu teknolojinin inkarı anlamına gelmiyor - bilimsel ve teknik gelişmeler sürdürülebilir modellerin hizmetine verilebilir. Örneğin Will Allen üniversitelerin su biyolojisi, ziraat gibi bölümleri ile çok sayıda ortak projeler yapıyor, ufak alanda yüksek verimli üretim metodlarını sürekli geliştiriyor. İşte şehir çiftçiliği bu 'geleceğe dönüş' çabası açıdan büyük imkanlar oluşturuyor. Ölçek sorunu, çiftlikleri büyüterek değil belki ama sayılarını arttırarak aşılabilir. Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında ABD'deki gıda üretiminin yüzde 40'dan fazlasının küçük bahçelerden sağlandığını hatırlayalım.

Ancak modelin işlemesi için arzın yanı sıra talebin de geliştirilmesi şart. Herkesin makul fiyata taze, kaliteli, ve sağlıklı gıdalara ulaşmasının garanti altına alınmasını istemesi ve talep etmesi lazım. Will Allen ve çiftliğinin öyküsünün bu tür bir bilinçlenmeye ilham vereceğini umuyorum.