medya sensin, paylaş!

Devletin, elinde silah olanlar ve dilinde kelam olanlar ile amansız savaşı!


Cizre'de, Silopi'de ve diğer yerlerde öğretmenleri bölgeden çekerek; orada eğitim ve öğretim için gereken şartları oluşturmaya gücümüz yetmiyor, sizin can ve mal güvenliğinizi sağlayacak güç ve iradeye sahip değiliz diyen bir devlet işleyişinin Türkiye'nin bütünlüğünü sağlayacak yeterlilikte olduğuna dair zerre kadar inancım yok. Bir bölgedeki halkı kendine topyekün düşmanlaştırmış, kendinden nefret ettirmiş ve her geçen gün bu nefreti daha da körükleyerek ve hatta şiddetle bu nefreti daha da besleyerek orada zoraki bir hakimiyet kurmaya çalışan bu devletin bize gelecek adına hiçbir şey vaat etmediğinin de bilincindeyim. Bu devletin herkesin devleti olmadığını da canlı bir tanık olarak ibretle seyrediyorum.

Devletin, Kürtlerin yoğunlukta yaşadığı bölgelere ve PKK bağlamındaki Kürt Sorunu'na takındığı tavır yıllardır hep aynı strateji ile sonuç almaya çalışmaktadır. 90'lı yıllarda köyleri yakarak Kürtleri yaşam alanlarından göçe zorlayan devlet, bugünde şehirleri ablukaya alarak yine merkezlerdeki karşıt yoğunlaşmaları önlemek niyetindedir. Çünkü devlet, tekçi politikalarına tehdit olarak gördüğü her toplumsal durumu ortadan kaldırmak istemektedir. Bunu da kamuoyunda rasyonel ve destek bulabilir bir konuma yerleştirmek için hala ucuz numaraların peşine takılarak Kürt Sorunu'nun çözümüne dair eskimiş bir politikayı bugüne revize ederek yürürlüğe koyuyorlar. Devlet Kürdistan'da şekillendirdiği bütün politikalarında; seküler ve ulusalcıları ikna etmek için ''terör ile mücadele'', muhafazakar toplumu yanına çekmek içinde ''cami ve inanç yerleri tahribatı'' üzerinden bu politikalarını dizayn ediyor. Bu algı yönetimlerinin de, ''vatanseverlik ve dindarlık'' arasındaki tahterevalli dengesinde baya alıcısı oluşuyor. Hangi algının üstünlük kurduğu önemli değil. Çünkü her ikisi de devletin çıkarlarına uygun şekilde şekillendirilip tanımlaştırılan değerler... Ama bu bizi bir sonuca götürmüyor. Bu pratik ile sonuç alınacağını sanmak olsa olsa ahmaklıktır.

Bölgeden gelen görüntüler Suriye'yi andırmaktadır. Savaş dağlardan şehirlere inmiş gibidir. Terör ile mücadele başlığına indirgenen şey aslında bir iç savaşın ayak sesleridir. Sur ilçesinde camiiler bile bombalanmıştır. Devlet sorunun çözümüne dair hep ve her koşulda kendisini gerekli kılacak ve PKK'yı itibarsızlaştırarak yerel halkın desteğini örgütten çekmesine zemin hazırlayacak faaliyetlerle  çözüm arayışında ısrar ediyor. Yani kendisini revize edeceğine, yaklaşımını değiştireceğine sözde düşmanı olan PKK'nın varlığı ve amaçları üzerinde bir olumsuz kamuoyu oluşturma derdi içerisinde. Oysa devlet tek meşru muhataptır. İyi bir devlet yönetimi akil ve demokratik değerler üzerinde inşa edilmiş bir anlayışla halkı yanına çekecek iken, oradaki halk ile bağlarını günden güne yitirmektedir. Devlet;  PKK özelinden, bütün Kürtlere ve hatta muhalif görüş, inanç ve yaşamlara gözdağı verircesine, karşıt olanı yaşatmam, benim dayattığım tekçi zihniyete karşı olan her oluşumun akibeti böyle olur mesajları vermek istiyor. Elinde silah olanla da, elinde kalem olanla da mücadelesi bu bağlamda benzeşmektedir.

Devletin Kürdistan'daki pratiği çok basit. Önce oradaki halka her türlü zulmü yaparak kendinden nefret ettiriyor, daha sonra da bunu bahane ederek katliamlarını, şiddetinin dozunu artırıyor ve en son öyle bir noktaya geliyor ki, benim dediği topraklarda kendi memurunu çekip yeni bir katliam hazırlığına girişiyor. ''Terör ile mücadele'' başlığı altında, çocukları katlediyor bu devlet. Benzeri Filistin'de olduğunda sözde Müslümanlar feryat figan ediyorken aynısı kendi ülkelerinde olduğunda bir ölüm sessizliğine bürünüyorlar, sahte Müslümanlığınıza ayrı, olmayan insanlığınıza ayrı şey edeyim.  Ama bu başka bir konunun meselesi... Vatanseverlik, dindarlık bu değil. Bu katliamlara destek çıktıkça, devletin bu politikalarına biat ettikçe, sadece Kürtlerin katledilmesine ortak olmuş olmuyorsunuz, aynı zaman da milyonlarca Kürt insanın beraber yaşama isteğini de öldürüyorsunuz. Asıl bölücük, toprağı bölmek değil, insanların beraber yaşama umudunu yok etmektir ve siz bunu yapıyorsunuz. Bundan daha büyük bir bölücülük yok. Sizden de daha büyük bölücü yok.

Türkiye'deki yönetim rasyonalitesi artık Sünni - Müslüman değildir, Vahabi'dir. Türkiye'de artık işlerliğini tamamen yitirmiş bir parlamento ve tekilleşmiş, monarklaşmış bir yönetim sistemi mevcuttur. Türkiye artık bir emirlikten ibarettir. Ancak Dünyada 80 milyonluk bir emirlik yoktur. Sorun da budur. 80 milyonu tekil bir idare altında birleştirmeyi, çok daha düşük bir nüfus altında, Sultan Abdülhamid bile başaramamıştı. Şimdikiler de çaresizce onu taklit ediyor ne fayda. Görece modernleşmiş Türkiye, postmodernleşmeyi başaramadığı için geriye dönmek istemekte, tıpkı SSCB'nin yaptığı gibi çarlık mitosuna sarılmak istemekte, ama ondan ayrıksı olarak, uluslararası kapitalizmin emrinde şekillendiği için bunu başaramamakta, can çekişmektedir.


Bu ülkede yaşayanları bir araya getiren sihirli vatandaşlık aidiyeti hiç yoktu, artık ortak yaşamı bir arada tutan bütün değerler de kaybolmuştur.