medya sensin, paylaş!

Bu Röportaj Çok Konuşulacak

7 Haziran Genel Seçimlerine sayılı günler kala HÜDA PAR’ın desteklediği Van bağımsız milletvekili adayı M. Mehdi Oğuz, Bölge, Türkiye ve dünya gündemine dair önemli değerlendirmelerde bulundu.

Şırnak’ın İdil (Xezek) ilçesi Kozluca (Xanıké) köyü saldırısından, Bölgedeki HDP/PKK’nin baskı ve katliamlarına, Hür adayın Van’daki seçim çalışmalarından seçilmeleri halinde bölgede ve Van’da yapacakları çalışmalara kadar, hür adayların seçime girdiği 9 ilin dışında kalan 72 ilde hangi partiye oy vereceği konusundan HDP/PKK ile Hükümet arasında sıkıştırılan çözüm sürecine kadar birçok konuda önemli değerlendirmelerde bulundu,

İşte Hür aday M. Mehdi Oğuz’un vanolay gazetesine verdiği o röportaj…


1- 7 Haziran seçim günü yaklaştıkça çeşitli provokatif eylemlere şahit oluyoruz. Bunun son halkası İdil’de yaşanan ve iki HÜDA PARüyesinin şehid edilmesi olayıdır bu yaşananları nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Allah’u Teâla zalimleri lanetlemiştir”

HDP/PKK geçmişten bu yana hep bu hep bu halka baskı yaparak bu günlere gelmiştir. Şiddet ve kandan beslenmişlerdir. Gücünü hep buradan almışlar. Onun dışında halka hiçbir şekilde özgürlük hakkı tanımamışlar. Bu bağlamda Kürdistan coğrafyasında geçmişten bu yana hep halk üzerinde baskı yaparak bir güce ulaşmışlardır. Bunlar güçlü oldukları yerde despotturlar baskıcıdırlar tek tipçidirler. Kendileri dışındakilere asla hayat hakkı tanımazlar. Farklı düşüncelere tahammül edemezler. Muhalif bir unsurun bölgede gelişip büyümesine asla izin vermek istemezler. Kuruluşlarından beri bu böyledir ama güçsüz oldukları yerlerde demokrattırlar, barışçıldırlar insanidirler. Bu da tamamıyla ikiyüzlü bir politikadır. Şırnak’ta ki saldırının da yine aynı zihniyetin bir ürünü olduğunu görüyoruz. Yapılan tamamıyla prokatif bir eylemdir. Bunun sonucu 2 HÜDA PAR'lı kardeşimiz şehid oldu. Allah Şehadetlerini kabul etsin. Ailelerine ve Hür dava partisi camiasına da sabrı cemiller diliyoruz. Baskı ve zulüm asla sonuç getirmeyecek bir tutumdur ki Allah’u Teâla zalimleri lanetlemiştir. Şehidlerin kanları berekettir. Allah’ın izniyle mazlumları bir araya getirecektir. Bu zihniyet bu tutumundan vazgeçmelidir aksi takdirde mazlumların kanında boğulacaktır.

HDP/PKK’ye çağrı; “Bu zulmünüzden vazgeçin”

6-8 Ekim olaylarında da gördük Yasin Börü ve arkadaşları hunharca şehid edildiler. İŞİD zulmünden bahsediliyor ama orada yapılan zülüm belki 10 kat daha büyük bir zulümdür ama bugüne kadar bir tek HDP’li yetkilinin kalkıp bu zulmü yapanları lanetlediğini ve kınadığını görmedik. Bilakis bu zulmü yapanlara destek çıktıklarını ve onlara avukat tuttuklarını onlar için gösteriler düzenlediklerini müşahede ediyoruz. Dolayısıyla HDP samimi ise ve Kürtlerin haklarını savunuyorsa bu zulümlerinden vazgeçmeleri lazım. Bu tavırlarından vazgeçmeleri ve tabanlarına HÜDA PAR’ın kinini doldurmamaları lazım. Kin ve nefret üzerinde siyaset yapmaları lazım. Batıda Türklere karşı şirin gözüküp burada Kürtlere canavar kesilmekle ve Kürt halkına zulüm yapmakla bir yere varamazlar. Kürdistan coğrafyası herkese yeter. Herkes burada siyaset yapsın kimse kimseye baskı yapmasın. Fikirler çatışsın halk kendi tercihini ortaya koysun. Yoksa zulmün kimseye faydası olmaz. Kendilerinden önceki zalimlerden ders almaları gerekir. Bu tuttukları yol yo değil.Bu yoldan biran önce vazgeçsinler. Bu halka artık şiddet ve dayatmadan vazgeçsinler.

2-HÜDA PAR’ın desteklediği Hür Adaylar olarak 9 ilde seçime giriyorsunuz. Çalışmalarınızda geldiğiniz son noktayı bizlere anlatır mısınız?

7 Haziran’a sayılı günler kaldı. Bu süreçte çok yoğun bir seçim çalışması yürütmekteyiz. Burada çalışmalarımızın ilk ayağını ziyaretler oluşturmaktadır. Van il merkezinde ve ilçelerinde esnafımızı ziyaret ettik.Bir çok ailemizi evlerinde ziyaret etik.Bunun yanında yoğun bir tanıtım çalışmalarımız oldu. Afiş, yol afişi, el ilanı ve broşür çalışmamız oldu. Gerek sosyal medya gerekse de yerel ve ulusal Tv’lerde ve radyo programlarında çok yoğun bir şekilde kendimizi anlatmaya çalışıyoruz.

3- Seçim çalışmaları kapsamında halkı dinlediniz. Tespit etmiş olduğunuz sorunlar ve çözüm önerileriniz nelerdir?


“HDP/PKK’nin haraç toplaması yatırımcıları kaçırttı”

Burada halkla kurduğumuz diyaloglarda Van özelinde öne çıkan temel iki sorun olduğunu görüyoruz. Birincisi bölge de yaşanan huzursuzluk, can ve mal güvenliğinin olmayışı, ikincisi ise gençliğin içinde bulunduğu durumdur ki buna eğitim, işsizlik sorunu ve madde kullanımı da dahidir. Özellikle örgütün esnaftan ve iş adamlarından bu bölgeye yatırım yapabilecek insanlardan haraç istemesi ve bir kısmından da haraç alması sermaye sahiplerine ve yatırım yapabilecek insanların Van’dan göç etmelerine ve yatırımlarını başka şehirlere kaydırmasına neden olduğunu görüyoruz.Bizim burada temel çözüm önerilerimiz bölgede öncelikle bir huzurun sağlanması, halkın can ve mal emniyetinin kesinlikle tesis edilmesi gerekir. Halkın iradesi üzerinde oluşturulan baskıların kaldırılması noktasında halkımızın sesi olacağız. Halkımıza sahip çıkacağız.

4- ‘Türkiye ve Kürdistan için söyleyecek sözümüz var’ sloganıyla seçim çalışmalarınıza başladınız. Halkın gündemini meclise taşıyacağınızı ve İslami muhalefet yapacağınızı söylüyorsunuz. Bunu biraz açar mısınız? Özellikle İslami muhalefetten kastınız nedir?


“Çözüm İslam’da ve İslami referanstadır”

93 yıllık bir Cumhuriyet Dönemi'nde Türkiye’de ciddi anlamda kangrenleşmiş sorunlar var. Bir anayasada sorunu var. Hak ve özgürlükler noktasında sorunlar var. Yargıda sorun var. İnanç özgürlüğü üzerinde ciddi sorunlar devam ediyor. Düşünce özgürlüğü ve örgütlenme üzerindeki sorunlar devam ediyor. Faize dair Türkiye ekonomisinin kayıpları hala devam ediyor. Kürt sorunun hala adalet temelinde çözüme kavuşturulması noktasındaki sorunlar devam ediyor. Yerel de de birçok sorunla halkımız karşı karşıya bırakılmıştır. Bizler işte bütün bu sorunların çözümünün ancak İslami bir anlayışla, İslami bir çözüm bakış açısıyla ve İslam’ın referans alınmasıyla çözülebileceğine inanıyoruz ve dolaysıyla bu noktada İslami bir çözüm sunuyoruz. Bunun dillendirilmesi için de İslami bir muhalefete ihtiyaç olduğunu söylüyoruz.

5- “Yasalar İslam’a muhalif olamaz” şeklinde bir söyleminiz var. Meclise gittiğinizde gerek bu söylem olsun gerekse yeni anayasa çalışması olsun buna nasıl bir katkıda bulunacaksınız?

“Çok hukukluluk sistemini ön görüyoruz”

Önemli kıstaslarımızdan bir tanesi şudur. Biz diyoruz ki bu milletin inançlarına, değerlerine ve ahlakına aykırı yasalar çıkarılmaması gerekir. Çünkü halkın seçtiği milletvekilleri halkın temsilcileridirler vekiller yetkiyi almış oldukları asillerin iradeleri doğrultusunda hareket etmek zorundadırlar bunu aksi vekâlet yetkisinin kötüye kullanmaktır. Diğer bir husus da burada halkın sosyal ve hukuksal hayatta inancını yaşama hakkı olduğunu düşünüyoruz. Biz bu anlamda çok hukukluluk sistemini öneriyoruz. Şahıs, ticaret, miras vb. hukuklarda herkesin kendi inancına göre yargılanmayı talep etme hakkının olduğunu düşünüyoruz. Yani bir Müslüman kendi inancına göre mirasını dağıtabilmeli bir Yahudi bir Hristiyan da kendi inancına göre mirasını dağıtabilmeli.Dolayısıyla eğer Türkiye’de bütün hakların bir arada yaşayabileceği gerçek bir cumhuriyet rejimi oluşturulmak isteniyorsa herkesin inancının ve kimliğinin serbest olması gerektiği kanaatindeyiz.

Yeni Anayasa nasıl olmalı?

Yeni Anayasa noktasında şunu söylüyoruz. Bir defa mevcut anayasanın halkın değerleriyle barışık olması gerekir. Sivil bir anayasa olması lazım. Yerli bir anayasa olması lazım CHP’nin 6 okunun yansıması haline gelen bir anayasahalkın anayasası olamaz. 82 Anayasası bir vesayet anayasasındır. Millete giydirilmiş bir deli gömleğidir. Bu anaysa ile halkın idare edilemeyeceği ve yeni bir anayasaya ihtiyaç olduğu konusunda hemen her kesimde bir mutabakat oluşmuş durumda. Yapılacak anayasa temel hak ve hürriyetleri, inanç özgürlüğünü ve düşünce özgürlüğünü merkeze koyan bir anayasa olmalıdır. Etnik ayrımcılığın olmadığı bir anayasa olmalıdır. Yeni anayasa farklı etnik yapıların ve farklı inançların haklarını güvence altına alan bir mütabakat metni olmalıdır.

6- Şimdilik rafa kaldırılmış durumda da olsa adına çözüm süreci denen bir süreç var. Hükümet ve PKK arasına sıkışan çözüm sürecinin gidişatını nasıl değerlendiriyorsunuz?

“Örgüt karakollara çevirdiği silahları halka doğrultmuştur”

Bizler özünde çözüm sürecine karşı değiliz. Hatta defaatle silahların bırakılması noktasında devletin örgütle muhatap olmasını doğru bulduğumuzu ifade ettik. Ama çözüm sürecinde yanlış giden 2 temel sorun var. Birincisi PKK sorunu ile Kürt sorunu birbirine karıştırılmasıdır. Pkk Kürt sorunun bir sonucudur. Ama Kürt sorununu PKK sorununa indirgerseniz işte yanlışlık burada başlar ki bu yanlışa düşüldü. Kürt halkının kahir eksariyatının kendi temsilcisi olarak görmediği Pkk tek olarak muhatap alınmamalı. Bu noktada eğer Kürt sorununu çözülecekse içinde HDP’nin de olduğu ama bütün Kürtlerin örgütlü yapılarının bulunduğu bir heyet tarafından bunun sürdürülmesi gerektiğine inanıyoruz. İkinci temel husus da örgüt şu ankarakollardan çevirdiği silahları maalesef halka doğrultmuş durumda. Hükümet ise‘çözüm süreci var.’ Diye örgüte müdahale etmiyor. Örgüt de bundan istifade ederek özellikle 2 yıldır kırsal kesimlerde ve şehirlerde halka ciddi anlamda baskı uygulamaktadır. İnsanların kaçırılıp öldürüldüğü ve haraç alındığı, halkın tehdit edilip baskı altına alındığı, zorla oylarının alındığı bir süreci yaşıyoruz. Ne yazık ki çözüm süreci bir çözümsüzlük ve halk üzerinde bir baskı sürecine dönüşmüş durumda.

7-Başörtüsü meselesi ve inancın önündeki engeller halen anayasal güvence altına alınmış değil. Başörtüsü meselesinin tam manasıyla çözüme kavuşturulduğuna inanıyor musunuz? Bu konuda neler yapılmalı?

Başörtüsüne anayasal güvence getirilmeli

Bu ülkede yaklaşık olarak 20-25 yıldır devam eden bir başörtüsü sorunu var. Ancak geldiğimiz süreçte bu sorunun büyük oranda çözüldüğünü görüyoruz. Ama halen bazı devlet kurumlarında başörtüsünün serbest olmadığını görüyoruz. Bununla birlikte başörtüsü yasal bir güvence kavuşturulmuş değil. Fiili bir durum var. Yarın öbür gün yeni bir iktidar geldiğinde pekâlâ yayınlayacağı genelgelerle çıkaracağı bazı yasalarla tekrar başörtüsün yasaklayabilir. Biz başörtü özgürlüğünün yasal ve anayasal bir güvence altına alınması gerektiğine inanıyoruz.

8-Meclise girmeniz halinde sesleri duyulmayan ve açlık sınırının altında yaşayan insanların sorunlarına nasıl bir çözüm sunacaksınız?

“Meclise girmemiz halinde halkımızın sesi olacağız”

Hükümet sürekli milli geliri arttırdığından bahsediyor ama buna rağmen Türkiye’de açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca ailenin olması gelir dağılımının adil yapılmadığı ve tabana yayılmadığını ve gelir dağılımında ciddi bir adaletsizlik olduğunu görüyoruz. Milli gelirin yüzde 80’ni yüzde 20’lik bir kesimin arasında paylaşılıyor. Kalan yüzde 20’lik gelirin de yüzde 80’lik kesime bölüştürüldüğünü görüyoruz. Bizler bu nokta da ciddi anlamda halkımızın sesi olacağız ve meclise girmemiz halinde bunu gündeme getireceğiz. Bununla beraber dar gelirli kişilerden alınan verginin de çok yüksek olduğunu ve bunun kaldırılması gerektiğine inanıyoruz. Asgari ücretten vergi alınmasının çok büyük bir yanlışlık olduğunu ve asgari ücret tanımının değiştirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

9-Hazine rezervinin 150 milyar dolar olduğu belirtiliyor. Bir taraftan böyle bir kaynağın olması diğer taraftan milyonlarca insanın açlık sınırının altında yaşaması sizce nasıl açıklanabilir?


Milyonlarca insan bu memlekette hala açlık sınırının altında yaşıyorsa hazine rezervlerinin 150 milyar dolar değil 300 milyar dolar olması bile bir anlam ifade etmez. Bu anlamda ciddi bir tezat olduğunu söyleyebiliriz.

10- 13 yılını doldurmuş bir iktidar partisi var ve bu gün gelinen noktada iktidar partisinin özellikle hak ve adalet konusundaki icraatları çok ciddi bir şekilde eleştiriliyor. Bu konuya sizin bakış açınız ne?

“Adalet mülkün temelidir”

Hz. Ali ‘Adalet Mülkün Temelidir’ derken aslında bu hakikate vurgu yapmıştır. Türkiye’de adalet hep sorun olageldi. Cumhuriyet tarihinden bu yana yargı sürekli mazlumun başında bir kılıç olarak, zalimlerin elinde bir cezalandırma aracı olarak durdu. Kim iktidara geldiyse yargıyı kendi istediği şekilde kullandı. Bu günde maalesef hükümet kendisine karşı yapılan adaletsizliğe en üst perdeden tepki gösterebiliyor ancak söz konusu mazlumlar olunca bir çifte standart olduğunu görüyoruz. Bugün birçok İslami STK üyelerine Ak Parti döneminde çok ciddi cezalar verildiğine şahit oluyoruz. Bir toplumunda bozulmanın önemli bir sebebi de adaletin daima güçlüden yana olmasıdır.

11-HDP’nin seçim beyannamesinde ilginç başlıklar var. Asgari ücret konusu, taşeron işçiliği, LGBTİ gibi. HDP’li belediyelerde düşük ücretli işçilerin ve taşeronluk sisteminin var olması ve LGBTİ gibi durumlar gerçekler ile ne kadar bağdaşıyor, sizce bir çelişki içermiyor mu?

“Kürt halkının oylarıyla meclise girenler LGBT sapkınlarını savunuyor”

Söz konusu siyasi cenahın siyasi geçmişi çelişkilerle doludur sürekli demokrasiden bahsediyorlar fakat sürekli anti demokratik faaliyetler içerisindedir. Barıştan bahsediyorlar sürekli şiddet eylemleri yapıyorlar. Özgülükten bahsederken en büyük baskıyı ve zulmü kendileri yapıyorlar devletin tek tipçi zihniyetinden bahsediyorlar. Ama kendileri daha çok tek tipçilik yapıyorlar. Dolayısıyla bunların sözleri ile eylemleri hiçbir zaman birbirini tutmadı. Yine beri tarafta Müslüman Kürt halkının oylarıyla meclise giderken bugün LGBT (Lezbiyen, gey, biseksüel, transseksüel) haklarının güvence altına almaya çalışmasını ibretle izliyoruz. Dolayısıyla Kürtlerin temel haklarının anayasal güvence altına alınması için bildirgelerinde bir tek talep olmayan HDP’nin LGBT’lilerin sapkın fiillerini Müslüman Kürt halkının oylarıyla anayasal güvence altına almaya çalıştığını görüyoruz. İnşallah biz hür adaylar olarak meclise girdiğimizde Kürt halkı üzerinde oynanan bu oyunları deşifre edeceğiz.

12- 6-8 Ekim olaylarından sonra bölgede oluşan hissiyat ve halkın bu katliamın faillerine bakışını nasıl yorumluyorsunuz?

“6-8 Ekim HDP/PKK’nin zihin yapısını ortaya koydu”

Bir çok kez HDP/PKK’nin bölgede nasıl bir sistem oluşturmak istediklerini dile getirdik. Şu an hali hazırda Kobani’de PKK’nin Suriye uzantısı olan YPG’nin oluşturduğu sistemin ne kadar baskıcı tek tipçi olduğunu ve muhaliflerini ne şekilde sindirdiğini ve İŞİD saldırıları öncesinde 10 binlerce Kürdü nasıl o bölgeden çıkardıklarını gördük. Dolayısıyla PKK geçmişten bu yana tek tipçi bir anlayışa sahiptir. Kendisi dışında hiçbir siyasi yapılanmaya tahammül etmemiş bu günde bu zihniyetini devam ettirmektedir. 6-8 Ekim olaylarında da burada kendilerine muhalif olarak gördükleri İslami yapılara ayırım yapmaksızın yapılan saldırılar aslında PKK’nin gelecekte inşa etmek istediği düzen hakkında önemli ipuçları vermektedir. Özellikle kurban eti dağıtırken vahşice şehid edilen insanların görüntüsü PKK’nin İŞİD’ten çok daha vahşi bir yöntem uyguladığını ortaya koydu.

13- İnsanlık tarihinde Mısır’da ilk kez Muhammed Mursi seçim ile iktidara geldi. Ancak büyük bir katliam ve darbe sonucu başta Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi olmak üzere birçok İhvan üyesi cezaevlerine konuldu ve idam cezaları çarptırıldı. Bu durum hakkındaki değerlendirmeleriniz nelerdir?


“Dünya Müslümanlarını Mısır’daki direnişe destek vermeye çağırıyoruz”

Aslında Mısır örneği tekrar göstermiştir ki batının demokrasisi sadece kendileri içindir. Helvadan yapılmış puttan ibarettir. acıktıkları zaman bu putlarını çok rahat bir şekilde yediklerini gördük. İdam cezası verilenler arasında Yusuf El Karadavi’nin de olması bu idam kararlarının bir bütün olarak Müslümanların hepsine yönelik olduğunu göstermektedir. Onun için bütün dünya Müslümanlarını da Mısır’daki bu direnişe destek vermesi ve ihvanın yanında yer alması gerekmektedir.

14-Hükümet Mısır’da Sisi karşıtı bir siyaset izlerken öte yandan Yemen’de sivil katliamlar gerçekleştiren ve Sisi’nin hamisi konumundaki Suudi rejimi başta olmak üzere birçok körfez ülkesiyle de samimi görüntüler veriyor. Hükümetin İslam Coğrafyası hakkındaki politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Dış politikada çıkar eksenli değil de hak ve adalet eksenli bir politika izlenmesi gerektiğini bizler baştan beri söylüyoruz. Türkiye NATO da yer alan bir ülke olduğu için Türkiye’de güçlüden yana durmuştur. Yemen olayında Türkiye’nin Suud yönetiminden yana durması bir çelişkidir. Türkiye’nin dış politikada çıkar eksenli bir politika izlemesini yanlış görüyorüz.

15- Van’da HDP/PKK tarafından İslami değerlere hakaret içerikli ve halkı tehdit edici pankartlar asılmaktadır bunlarla söz konusu parti neyi hedefliyor ve niye Van’ı tercih ediyor?

“Batıl bir düşüncenin İslami bir toplumda yer bulması mümkün değildir”

HDP ve destekçisi olan silahlı örgütün Van’da hâkimiyet kurma çabasında olduğunu görüyoruz. Van halkından ciddi bir destek görmedikleri için bunu aşabilmek için Van üzerinde ciddi anlamda projeler üretiyorlar. Baskı oluşturuyorlar bunun temel nedeni şudur baskıcı rejimler ideolojiler halkın inanç ve değerlerine aykırı olan düşünceler bir yerde hâkimiyet kurabilmek için öncelikle oranın halkını inancından ahlakından uzaklaştırmak isterler. Bunu Kemalist rejim de yaptı. Batıl ideoloji ile halka hakim olabilmek için özellikle inanç ve ahlaki değerlerine bağlı olan halkın inanç değerlerini erozyona uğratmaya çalışmaktadırlar. Ancak batıl bir düşüncenin İslami değerlere bağlı bir toplumda yer bulmasının asla mümkün olmadığını görüyorlar. Bunun için Müslüman halkı değerlerinde uzaklaştırmak için her türlü yolu deniyorlar. Ama Allah’ın izniyle muvaffak olamayacaklar.


16- Son olarak Seçime girdiğiniz 9 il haricindeki diğer 72 ilde bulunan tabanınız hangi partiye oy verecek?

Evet, 9 ilde seçime giriyoruz. Diğer illerde bulunan tabanımıza şu partiye ya da bu partiye oy verin diye bir telkinimiz söz konusu değildir. Bu noktada tabanını serbest bırakıyor Hür Dava Partisi. Dolayısıyla tabanımız kendine yakın gördüğü ve inancına en uygun olan, kendi değerlerini en güzel şekilde temsil edecek, bu milletin emanetini en iyi koruyacak, halkın maddi ve manevi değerlerine sahip çıkacak partiye oy verme haklarına sahiptirler. Oy vermek istemeyenler de elbette kendi iradelerinde serbesttirler.

VAN HABERLERİ İÇİN TIKLA