medya sensin, paylaş!

Bir düşenin ardından: Ashley Kent Johnston

24 Şubat gecesi 28 yaşında bir Avustralyalı, Cizre Kantonunun güneyindeki Til Hemis kasabasının tozlu topraklarını kanıyla suladı. Ashley Kent Johnston, IŞİD'e karşı Kürt güçleriyle birlikte savaşmak için gittiği Rojava'da, en ön saflarda girdiği bir çatışmada IŞİD kurşunlarına hedef olarak hayata gözlerini yumdu. Aynı çatışmadan sağ kurtulan silah arkadaşları, O'nun IŞİD'in kuşatmasını yarmak için öne fırladığını ve arkadaşlarının hayatını korumak için canından olduğunu söylüyorlar.

Ashley'nin yaşamına malolan çatışma, IŞİD'in hem Suriye hem de Irak'taki kanlı eylemleri için üs olarak kullandığı, stratejik konumdaki Til Hemis'e yönelik büyük bir askeri operasyon sırasında gerçekleşti. Hayatını kaybetmesinden yanlızca bir gün sonra YPG Merkez Komutanlığı, bölgede yaşayan halklara aylardır kan kusturan Til Hemis'teki IŞİD üssünün dağıtıldığını, 200'ün üzerinde teröristin öldürülerek kasabanın sapık güruhtan tamamen temizlendiği müjdesi verdiler. Yani genç Avustralyalının kanı yerde kalmamıştı.

Peki neydi Facebook sayfasına Shakespeare'den 'cesurlar bir kere, korkaklar ise defalarca ölür' alıntısı yapan Avustralyalı bu genç insanı elinde AK-47, boynunda poşu, cebinde bir Kürtçe sözlükle ülkesinden tam tamına 12,000 kilometre ötedeki bir ölüm-kalım savaşının ortasına çeken?

İyilik ve kötülüğün savaşı

Suriye İç Savaşı başladığından beridir gece ve gündüz kadar zıt iki Ortadoğu profili bölgede şekillenmeye başladı. Bir tarafta kadınların silahlanıp ordulaştığı, eş başkanlık sistemi sayesinde yönetimin kadınlar ve erkekler arasında eşit paylaşıldığı, her türlü etnik ve dinsel inançtan insanın kendini evinde hissetiği Rojava Kantonları, yani 'iyilik'... Diğer tarafta ise erkek emperyalist IŞİD'in Tolkien'in fantastik serisindeki Saruman ve Ork ordusunu hatırlatan 'kötülüğü'. Aydınlık ve karanlığın kontrastı o kadar fazla ki, dünyanın öbür ucundan bile çıplak gözle görülüyor. Her tür din, dil ve ırktan vicdan sahibi insanlar, Ortadoğu'nun göbeğinde patlayıp saçılmış bu irinli yaranın karşısında, insan olma ortak paydasında bir araya geliyor.

Şu ana kadar YPG'ye katılan Batılı savaşçılarla yapılmış ondan fazla röportajı dinledim. Hepsinin ortak temasını, Ashley'nin neden YPG'ye katıldığını anlatırkenki şu sözleri tek cümlede özetliyor: "Masum insanların tüm dünyanın gözleri önünde katledilmesine daha fazla dayanamadım."

Farklı bir uluslaşmanın harcı

Bu kanlı çatışmanın ortasında bir de yeni Kürt milli kimliği şekilleniyor. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan milli uyanışların tamamı ulusal bir dargörüşlülük ve yabancı düşmanlığı­yla malulken Rojava'daki uyanış çok farklı bir profil çiziyor. Onun harcında Til Hemis şehidi Ashley Johnston'ın, Şengal'de gazi olan Hollandalı Richard Jansen, Amerikalı Matthew Kowalski'nin, Kobane'de toprağa düşen Arap ve Türk savaşçıların kanı var - yani Rojava'nın ulusal uyanışı her türlü milli ve dinsel bağnazlıktan arınarak, ulusu demokratik temelde yeniden tanımlayarak şekilleniyor. YPG/YPJ saflarına katılan her bir Batılı gönüllü, yabancı düşmanlığına anti-emperyalizm kılıfı geçiren Ortadoğu insanını kendi gerçeğiyle yüzleşmeye davet ediyor. Rojava'nın büyük bir tutarlılıkla savunduğu evrensel değerler, Ortadoğu coğrafyasında yanlızca cahilce bir fanatizmin tutunabileceğine inanan Batı'nın kemikleşmiş önyargılarına darbe üstüne darbe vuruyor.

İşte Rojava'nın harcı, bu evrensel değerler, merhamet ve mücadelecilikle karılıyor. Bu güçlü harç, aynı zamanda Ortadoğu'da yaşanacak bir rönesansın da tohumlarını taşıyor.

Güle güle kahraman

İngilizce bir tabir var: "Pek çok insan az şeyini verir, çok az insan ise herşeyini". İşte 28 yaşındaki Avustralyalı Ashley, hür iradesiyle, tanımadığı bir coğrafyada ufacık bir umudu büyütmek için o herşeyini verenlerden olmayı seçti. Kanı Rojava'nın demokratik harcına karıştı. O'nun kıtaları aşan umudu yaşatma eylemi, bir yönüyle de, sürekli şikayet ve atalet içerisinde sürüklenip giden milyonların yüzüne tutulmuş bir utanç aynası oldu.

Biliyorum, Kürtler vefakardır. Rojava'nın bir şehrinde Şehit Ashley Johnston sokağının tabelasını şimdiden görür gibiyim. Belki de uğruna toprağa düştüğü Tel Hemis'in bir meydanına O'nun adı verilir. Ve belki IŞİD belası defedilip Rojava huzurlu bir yaşama kavuştuğunda uluslarası gönüllüler için bir müze veya anıt yapılır. Her halükarda, Ashley Kent Johnston'ın anısı tüm vicdan sahibi insanlığın kalbinde sonsuza dek yaşayacak.

Rest easy brother Ash! Toprağın bol olsun. Serê gelê Kurd sax be...