medya sensin, paylaş!

"Bazen hiçbir şey yapmamak, bir şey yapmaktan daha suçlu kılar insanı"

Almanya’da son haftalarda garip şeyler oluyor. Solcular sağcıların, sağcılar da solcuların görüşlerini savunur hale geldiler. Onları böyle yapan konu Kürtlere silah yardımı oldu. Kriz bölgelerine silah yollamayan Almanya, geçen hafta Kürtlere silah yardımı yapacağını açıkladı. Haftasonunda Merkel ve sorumlu dört bakanı buluşarak, Alman Ordusu’nun hazırladığı öneri kataloģundan Kürtlere yollanacak silahları seçti. Dün ise, peşmerge güçlerine gönderilecek silah ve mühimmat konusunda Federal Meclis’i bilgilendirdi.

Federal Meclis’teki özel oturum aslında sembolikti, zira Kürtlere silah yardımı için hükümetin Federal Meclis’in onayına ihtiyacı yok, kendi başına karar yetkisi var. Oturum daha çok hem muhalefeti hem de kamuoyunu bu tarihi karara dahil etme, onlara “Bu anın dışında değilsiniz” mesajı vermekti.

Oturum, Federal Meclis Başkanı Norbert Lammert’in herkesi Kuzey Irak’ta şiddete maruz kalan halklar için 1 dakikalık saygı duruşuna çağırmasıyla açıldı. Sonrasında ise sırasıyla Merkel ile hükümetten bakanlar, muhalefetten vekiller çıktı tek tek kürsüye. Konuşmalarından anlaşılan, IŞİD ile mücadele amacıyla Kürtlere yapılan silah yardımı zor bir karar olmuştu ve çoğunu siyasi prensipleriyle vicdanları arasında bir tercihe zorlamıştı, normalde durdukları yerden daha başka bir pozisyona sürüklemişti. Mesela Hristiyan Birlik Meclis Grup Başkanı, Merkel’in sağ kolu, muhafazakar Volker Kauder kürsüde, solcu, savaş karşıtı aktivist Rupert Neudeck’ten alıntı yaptı; “Savaş karşıtlığım, pasifist duruşum, saf ve katışıksız olsun diye insanların ölmesini istemiyorum.”

Kuruluşu savaş karşıtlığına dayanan Yeşiller Partisi’nin Eşbaşkanı Cem Özdemir ise “Radikal islamcıların durdurulması gerekiyor ve bunu onlarla tartışarak yapamayız. Mücadele, ABD’nin yaptığı gibi yapılır, silahla” diyerek şaşırtmıştı zaten herkesi.

Almanya Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier

Almanya’nın Kürtlere silah yardımı yapacağını resmen açıklayan Dışişleri Bakanı Frank-Walter Steinmeier de, kendilerine en önemli prensiplerinden biri olan, Almanya’nın kriz bölgelerine silah yardımı yapmama ilkesini çiğneten şeyin vicdanları olduğunu vurgulamıştı. O da “Bazen hiçbir şey yapmamak, bir şey yapmaktan daha suçlu kılar insanı” demişti. Almanya’nın çiğnediği söz konusu prensip ise, 2000 yılında Sosyal Demokrat Parti SPD ile Yeşiller Partisi koalisyonu döneminde konan ve şimdiye kadar kurulan bütün hükümetler tarafından da devralınan “İnsan haklarının sistematik olarak çiğnendiği veya siyasi istikrarsızlığın söz konusu olduğu kriz bölgelerine silah gönderilmez” ilkesiydi. Ve Almanya bu kuralı çiğniyor şimdi.

Almanya, İtalya, Fransa, İngiltere, Kanada, Danimarka, Hırvatistan ve Arnavutluk’un ardından Kuzey Irak’a silah yardımı yapacak sekizinci ülke oldu. Hem de bu adımıyla kamuoyunda sempati değerlerinin düşeceğini bilerek yaptı. Çünkü yapılan anketler, Almanların çoğunun Kürtlere silah yardımına destek vermediğini ortaya koyuyordu.

Kuzey Irak’a silah desteğine karşı çıkanlar, “Kriz bölgelerine gönderilen silahların kimin eline geçeceği belli olmaz, sadece insani yardım yapmalıyız“ görüşünü savunuyorlar. Bu grup, bugün peşmergeye verilecek silahların, bölgedeki dengelerin değişmesiyle günün birinde IŞİD’in, El Nusra’nın ya da PKK’nın eline geçebileceği endişesini dile getiriyor. Bu görüştekiler, PKK’nın halen “terör örgütü” olarak nitelendiğini de hatırlatıyor.

Kürtlere silah yardımını destekleyen diğer grup ise; “IŞİD’e karşı savaşan tek güç Kürtler, desteklemeyip de bir soykırıma, insanlık suçuna seyirci mi kalalım” diyor. Ve Bosna’da 8 bin, Ruanda’da ise 1 milyona yakın insanın öldürüldüğü katliamların çekimser davranmaktan kaynaklandığını hatırlatıyor. Bu tarihsel hatadan ders alınması gerektiğini savunuyor. Ayrıca Kuzey Irak’ta sivillerin kurtarılmasında önemli rol oynayan PKK’nın “Terör Örgütleri Lisitesi’nden” çıkarılmasını talep ediyorlar.

Almanya ve Avrupa kamuoyunda Bağdat yönetimi üzerinden Iraklı Kürtlere yapılacak silah desteği hala hararetli biçimde tartışılırken, kimi Müslüman çevreler bunu sert biçimde eleştirmeye başladı bile. “Türkmenler katledilirken neredeydiler”, “Gazze kan ağlarken niye harekete geçmediler” diyenler var. Ve sayısız komplo teorileri üretenler. “ABD ve Batı kendi yarattığı canavar ile kendi mücadele etsin” en popülerlerinden. IŞİD ile Mossad bağlantısı en rağbet göreni. Nedense bu kesim, bir ABD- İsrail ortak prodüksiyonu olduğunu söylediği, gözü dönmüş IŞİD’in, nasıl olup da bu kadar hızlı yol aldığı konusuna o denli kafa yormuyor? Ya da iki, üç ay gibi bir sürede dünyanın her yerinden nasıl olup da binlerce erkeğin, yeryüzündeki islamın tek temsilcisi olduğunu ileri süren ve öteki olanı hunharca yok eden bu kalabalık gruba katıldığını sorgulamıyor. Ve ellerindeki ağır silahlarla Toyotalar üzerinde pozlar veren, kötülüğün ve öldürmenin özgürlüğünü sosyal medyada paylaşmak için yarışan bu kişilere bakıp “Bu hakkı kendinizde nasıl görüyorsunuz” diye hesap sormuyor. Merkel bile IŞİD’in dini katliama, vahşete alet edip, sömürdüğünü tekrarlarken, Doğu’dan bu yönde sesler pek duyulmuyor.

IŞİD’i kimin yarattığı, kimin kollayıp, beslediği tartışılır, tartışılmalı da, öncelikle de Müslümanlar tarafından. Ancak şimdi acil olan, yalın ayak can havliyle yollara düşenleri kurtarmakta, çünkü görünüyor ki, yaptıklarıyla El Kaide’yi bir gençlik çetesi gibi hissettiren bu “öfkeli unsur” "İkarus Anına" henüz ulaşmadı. Belki de bu yüzden Kürtler, Ezidiler, Türkmenler, Hristiyanlar ve diğer gruplar Washington’a müteşekkir ve Batı‘yı eleştirenlere de “Bu sefer biz çağırdık onları” karşılığını veriyorlar.

Peki bu arada Müslüman ülkeler ne yapıyor? Libya’daki projeleri nedeniyle geçen hafta radikal islamcılara karşı anında hava saldırısına başvuran Arap ülkelerinden çıt çıkmıyor mesela. Müslüman iktidarlar, 1.Dünya Savaşı’nın 100’ncü yılı içinde olduğumuz 2014 senesinde Ortadoğu’da haritayı belki de toptan değiştirecek bir yangın karşısında insiyatifi tamamen Batı’ya bırakmış görünüyor. Oysa ABD’nin ya da Avrupalı ülkelerin her müdahalesinin bölgedeki nefreti arttıracağını, Batı’dan gelecek desteğe kucak açan etnik ve dini gruplar ile reddenler arasında yeni savaşların fitilini ateşleyeceğini herkes çok iyi biliyor. Komplo teorileri kurulacaksa cast yapmadan rolleri Müslüman iktidarlara verin.

“IŞİD'i Yahudi lobisi kurdu, El Kaide'yi ABD, Boko Haram zaten Müslüman değil, El Şabap milisleri Batı’da eğitildi...” şeklinde cümleler kurmak yerine artık Müslümanların özeleştiri yapmayı öğrenmesi gerekiyor. Yakın zamanda yaşanan Cemaat- AKP çatışmasında bile konunun İsrail’e bağlanması, Türkiye’nin bundan fersah fersah uzak olduğunu bir kez daha ortaya koydu.

Yıllardır savaşın baskın geldiği bir coğrafyanın ayakta kalma mücadelesi veren halkları, Almanya’nın bile silah yardımına sevinecek hale geldiyse Müslümanlara ve Müslüman iktidarlara düşen “Bunda bizim payımız ne?” sorusunu sormak, sorumluluk üstlenmektir. Üstlensin ki çözüm için ileriye bakılabilsin.

Unutulmasın; “Bazen hiçbir şey yapmamak, bir şey yapmaktan daha suçlu kılar insanı.”

@topcuelmas