medya sensin, paylaş!

Amerika'nın yeni kriz merkezi: İran...

NECDET BULUZ


ABD Başkanı Trump’un şimdiki kriz merkezi olarak İran’ı işaret etmesi önemsenmelidir. İsrail ve Suudi Arabistan başta olmak üzere, diğer Körfez ülkeleri ile Batı’yı da arkasına alan Trump bakın son konuşmasında neler söyledi:

"Eğer Kongre ve müttefiklerimizle bir çözüme ulaşamazsak o zaman anlaşma iptal edilecek. Anlaşma inceleme altındadır ve herhangi bir zamanda bizim katılımımız, Başkan olarak tarafımdan iptal edilebilir. Stratejimizi uygulamaya, geç kalmış bir adım olan İran Devrim Muhafızları ordusuna sert yaptırımlar getirmekle başlıyoruz. Hazine Bakanlığını, tüm Devrim Muhafızları'na daha ileri yaptırımlar getirmesi konusunda yetkilendiriyorum. İran anlaşması, kendi tanımı gereği, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğe katkı sağlayacaktı. Ancak, İran anlaşmanın ruhuna bağlı kalmadı. Buna karşılık yeni yol haritamızı açıklıyorum. İlk olarak, rejimin istikrarsızlaştırıcı adımlarını ve teröre verdiği desteği engellemek için müttefiklerimizle birlikte çalışacağız. İkinci olarak, terörün finansmanını engellemek amacıyla İran rejimine yeni yaptırımlar getireceğiz. Üçüncü olarak, rejimin, bölgeyi tehdit eden füze ve silahlarının yaygınlaştırması konusuna yakından bakacağız. Ve son olarak, rejimin nükleer silaha sahip olabileceği tüm seçenekleri reddedeceğiz."

Trump'ın bu açıklamalarıyla ABD, 2015'ten bu yana ilk kez, "İran'ın anlaşma koşullarına uyduğunu" kabul etmediğini resmen açıklamış oluyor.


Söz konusu nükleer anlaşma, 2015 yılında İran ve Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi'nin beş daimi üyesi ABD, Çin, Fransa, İngiltere ve Rusya ile Almanya (P5+1 ülkeleri) arasında imzalandı. Anlaşma kapsamında İran'ın nükleer programını dondurması karşılığında, ambargoların kısmen kaldırılmasını öngörülüyordu.

Aslında bahane üretmek çok kolay.

Biz nükleer silahlar konusunda daha önce yazdığımız yazılarda “Hiçbir ülkede nükleer silah olmamalıdır. Topyekun imha yoluna gidilip, bu konu kökten çözülmelidir” demiştik. Doğru olanın da bu olduğu inancındayız.

“Bende olsun ama sende olmamalıdır ” görüşüne karşıyız.

Eğer, nükleer silahlara topyekûn karşı çıkılıyorsa bazı ülkelere ses çıkarmamak, bazılarının boğazını sıkmaya varan yaptırımlar uygulamak doğru bir yaklaşım değildir. Amerika, nükleer silahlarla donatılmış, İsrail nükleer silahların her türlüsüne sahip, Rusya halen nükleer silahlar üreten bir ülke iken, İran’ın bu konuda suçlanması ne kadar doğrudur yorumu tamamen sizlere bırakıyoruz.

Dikkat edilecek olursa Başkan Trump, göreve gelir gelmez İran’ı hedef haline getiren açıklamalarda bulunmuştu. Bunda İsrail ve Suudi Arabistan ile Körfez ülkelerinin de baskısının var olduğu görmekteyiz. Trump’un açıklamalarına baktığımızda İran’a yeni yaptırımların da yolda olduğunu görüyoruz:



"İran anlaşması, kendi tanımı gereği, bölgesel ve uluslararası barış ve güvenliğe katkı sağlayacaktı. Ancak, İran anlaşmanın ruhuna bağlı kalmadı. Buna karşılık yeni yol haritamızı açıklıyorum. İlk olarak, rejimin istikrarsızlaştırıcı adımlarını ve teröre verdiği desteği engellemek için müttefiklerimizle birlikte çalışacağız. İkinci olarak, terörün finansmanını engellemek amacıyla İran rejimine yeni yaptırımlar getireceğiz. Üçüncü olarak, rejimin, bölgeyi tehdit eden füze ve silahlarının yaygınlaştırması konusuna yakından bakacağız. Ve son olarak, rejimin nükleer silaha sahip olabileceği tüm seçenekleri reddedeceğiz."

Nereden bakılacak olursa olsun İran şimdi bölgede yeni hedef haline geliyor. Amerika, İsrail’in güvenliği açısından bunu zorunlu görüyor.

Suudi Arabistan ve Körfez ülkeleri de iran’a karşı Amerika’nın yanında yer alıyorlar. Çünkü İran ortak düşman olarak görülüyor. Şii yayılmacılığının önlenmesi ve bunun Suudi Arabistan ile Körfez ülkelerini etkilememesi için İran’ın yerle bir edilmesi bile bekleniyor.

Bu noktada Türkiye’nin çok daha dikkatli hareket etmesi gerektiğini söylemeliyiz.

Çünkü içinde bulunduğumuz coğrafyada Türkiye Rusya ve İran ile ortaklaşa bazı operasyonlara ve işbirliği içinde bulunuyor. İran ile işbirliğinde ilerleyen zaman içinde hayal kırıklıkları yaşanabilir. Rusya’ya karşı da aynı yaklaşım içinde olunması gerekiyor.

Özetle Türkiye Rusya ve İran politikalarını yeniden gözden geçirmek durumunda kalabilir. Her türlü gelişmeyi göz önünde bulundurarak yeni stratejilerin geliştirilmesi de kaçınılmaz görünüyor.

necdetbuluz@gmail.com

www.facebook.com/necdet.buluz