medya sensin, paylaş!

AHMET ÇAKMAK: “ŞİİR DÜNYAYA SÖZCÜKLERLE BAŞKALDIRIDIR.”

ŞAİR AHMET ÇAKMAK İLE RÖPORTAJ

Şair Ahmet Çakmak, şiirle samimi dertlenen bir yürek işçisidir. Yoğun emek verdiği şiirin mutfağında (dergicilik) hayli mesai harcamış ve birçok ismin de ilk ürünlerinin yayınlanmasında emeği olan biridir. Kendi halinde bir güzel insandır ayrıca. Eğitimci kimliğiyle de tanınan Şair Ahmet Çakmak’la, daldan dala, ama daha çok şiiri(ni) konuştuk. İyi okumalar.

Hazırlayan: Metin Aydın (biblohayat@hotmail.com)

—Şair Ahmet Çakmak kimdir?

Şu an her geçen saat canlı cansız varlıklarıyla, tarihi ve kültürüyle yok olmaya yüz tutan Suriçi’nde doğdum. İlkokulu yerle yeksan edilmiş, anıları hala canlı Süleyman Nazif ilkokulu’nda okudum. Çocukluğum silah seslerinin hiç eksilmediği tarihi bir trajedi ve direnişinin olduğu hendekli sokaklarda geçti. Hayata ve okuma dair merakım orada başladı.

—Şairlik serüvenin nasıl başladı? Ve neden şiir yazma gereksinimi duyuyorsun?

Şiir yazma sürecim, yaklaşık otuz yıl önce, lise ikinci sınıfta, “bir çırağın sabahları” (şiir hala ilk yazıldığı haliyle arşivimdedir) şiirliye başladım diyebilirim. Kafiyeli bir şiirdi bu ilk örnek. Aklımda toplananlar kendine mecra aradı. Bu şiirdi şüphesiz. Tabi ilkokuldan başlamak üzere okuma merakı, okulda her vesileyle bana şiir okutulması da vesile oldu yazmama. Yaşla beraber ufkum genişledikçe şiirim de geniş nefesler almaya başladı dünyadan.

—Şiir kitapların hakkında bizi bilgilendirebilir misin?

Yayınlanmış üç şiir kitabım var:

İki Dilde Kederlenmek (1998)

Eskikent Kırgınlıkları (2007)

İnsanın Kimsesi (2015)

—Şair kimdir peki?

Hayatı, yaşadıklarını/yaşayamadıklarını sözcükler üzerinden ete kemiğe büründüren, onlara yeni hayatlar kazandırıp, her şey mümkündür duygusu kazandıran, dünyaya öneriler sunan kişi.

—Şiirinde öne çıkan konular nelerdir?

İnsanı ve hayatı kuşatan, bunaltan ve umutlandıran her şey: Yalnızlık, aşk, dinler, kültürler(Ezidi, Ermeni vb.) yollar ve yolculuklar…

—Türkçe yazan bir Kürd yazar olarak, çok dilli olma halini anlatır mısın?

İki dil (kültür) içinde yaşamak melez bir söylem oluşturuyor şiirlerimde. Türkçe’ye Kürt duyarlığı içerisinden, farklı anlam katmanları/sentaksları oluşturarak ilerliyor. Anlam dünyası daha baştan farklı düzlemlerde zeminini oluşturuyor.

—“Görünür olma”nın olmazsa olmaz olduğu bu gösteri çağında, şair kimliğinle, bu ihtiyacı karşıladığını düşünüyor musun?

Şairle bu işi yazdığından çok işi gösteri sanatlarına çevirenleri aynı kefeye almamak lazım. Yazar bir şekilde yazdıklarını okuyucusuna ulaştırır. Mesele görünür olmamak ya da ol(a)mamak değil, şairin eseriyle neyi, nasıl estetize ettiği, şiire dair ne dediğidir

—Yazmak ve onu yazdıklarını okuyucuyla buluşturmanın evrelerini, kendi deneyimlerinden yola çıkıp anlatabilir misin?

1990 kuşağının tüm şair ve yazarları gibi dergilerde yayımlatmaya başladım. Tek sayı çıkarabildiğim “yakın” dergisi (1991) sayılmazsa, ilk şiirim 1993 yılında “evrensel kültür” dergisinde yayımlandı. O dönemler dergilerde özellikle de önemli olanlarında görünür olmak şair olmanın başlıca yoluydu. Kısmen de doğruydu. Çünkü dergiler yeni isimlere yer açmada çok kolaylık tanımazlardı. Bugün de öyle ama yazar dergi olmazsa bile internet ortamıyla dergiye ihtiyaç duymadan ya da direk ürünlerini yayımlayarak okuyucunun karşısına çıkabiliyor. Şansı ne oluyor ve ne kadar tanınıyor o biraz muğlak mesele. Metin, sen de bilirsin ki, iş artık yazmaktan çok -istisnalar hariç- yazdıklarının algı ve pazarlama yönetimleriyle okuyucunun gözüne gözüne sokarak kendini olmadık ilişkilerle var etme dönemi. Yapacak bir şey yok. Biz işimize bakacağız. Elbette yazan her şair/yazar yazdıklarının sonuçlarını yaşarken görmek ister ama ne genelde nasip olmaz bu durum. Bunun için canla başla çırpınanları görüyor ve anlıyorum ama ben kendimi orda görmüyorum.

—İflah olmaz bir dergicilik deneyimin var.. Dünden bugüne, bu uğraşını anlatılır mısın?

Diyarbakır’da üç tane dergi çıkarma süreci içinde bulundum.Birincisi “yakın” dergisi tek sayı çıktı. Maddi durumumuzun elverişsizliği ve yoğun siyasi baskılar sebebiyle ikinci sayıyı çıkaramadık. Dergide çıkan bir yazı ve karikatür için sınıftan gözaltına alındık. Yargılandık.

İkincisi senin de bir dönemine yetiştiğin Diyarbakır Şair ve Yazarlar Derneği bünyesinde çıkardığımız, benim de hem dergi çalışanı hem de yazı kurulu üyesi olduğum 8 sayı çıkan Amida dergisi olmuştur. Son olarak, çıktığı sürede, 1954’lı yıllarda çıkan “Karacadağ” dergisinden sonra çıkan en uzun dergi olan “yaratı/yaratım dergisi 21 sayı çıkmıştır. Döneminin büyük imkanlarla çıkan, holding, banka şirket dergilerinin hükümranlığın sürdüğü dönemde İlhan berk’in deyimiyle ilk beşe girmeyi başaran bir dergi oldu.

—Günümüz edebiyat ortamı hakkında değerlendirmelerin nelerdir?

Nitelikten ziyade çoksatar olmanın, yarattığı edebi değerden çok tanınmanın kıymet kazandığı cilalı imaj devrindeyiz. Her şeyin imaj yaratma ve rantını egoyla sırtlama, usta çırak ilişkisinin bittiği, her şey de olduğu gibi edebiyatta da paylaşımın olmadığı zamanlar yaşıyoruz. Suya yazılmış olsa da yazmaya devam ediyorum. Neruda’nın deyimiyle:”Şiir boşuna yazılmış olmayacak.”

—Politik duyarlılıkları olan bir kentte yaşıyorsun.. Şair kimliğinle, günümüz sanat ve siyaset ilişkisini nasıl değerlendiriyorsun?

Tepeden tırnağa politik bir şehir. Şair de bu politiklik içerisinde şiirin şiir olarak ereğini yerine getirerek var olabilir. Şiirin politikliği/devrimciliği yarattığı estetik değerlerle orantılıdır. Mesele hangi toplumsal konu işlediğin değil, onun ne şekilde biçimlendirdiğindir. Borges’in aktarımıyla: “Şiir gerçek olayların dile getirilmesi olarak değil de güçlü bir isteğin anlatımı olarak bakarsak, şiir daha büyük değer kazanır.” Bir hak ihlalini şiirleştirirken pekala, gerici bir söylem içinde kalabilir şair biçem olarak. Yeni duyarlıklara yeni biçimler gerek. Şiir dünyaya sözcüklerle başkaldırıdır. Bir bebeğin çığlığıdır şiir, savaşanların naralarından daha güçlüdür.

—Elinde hangi kitaplar var; neler okuyorsun?

Bu ara yoğun olarak öykü kuramı ve öyküler, şiirler okumaya çalışıyorum. Bir de askeri sebeplerden tüm Anadolu’yu ve Mezopotamya’yı dolaşan Moltke’nin yaklaşık iki yüz yıl önceki izlenimlerini okuyorum.

—İleriye yönelik projelerin nelerdir?

Tezgahımda, yaklaşık on yıldır üzerinde çalıştığım “Çiftkafa’nın Kitabı” adlı (Konusunu 1915 tehciri ve 1980 öncesini paralel hikâyeler üzerinden anlatan) bir roman var. Yine senin de zaman zaman geldiğin, kahramanlarını dönüşümlere uğratarak tamamen çevremizden seçtiğim, bir roman taslağı daha var, Ben u Sen adında. İronik bir dille oluşturduğum hikâyenin tamamı meyhanede geçiyor. Onun üzerinde çalışıyorum hala.

—Son olarak ne söylemek istersin? Teşekkürler.

İnceliğin için ben teşekkür ederim. Sağlık ve mutluluk dilerim. İyi okumalar..

bu konuda daha fazla